17 Aralık 2010 Cuma

AŞK İSTEMEDİĞİN ŞEYİN SANA YAPILMASI HALİDİR...








AŞK...rengi kırmızı... logosu kalp...yazdıran, çizdiren, isteten, içtiren,bağımlılık yapan, agrasivleştiren, bir o kadar da heyecanlandıran, hatta bu duyguyu yaşamaya başladığını hissedip adına da AŞK deyince; ömründe yapmadığın ve de yapmayacak olduğunu iddia ettiğin her türlü iyi ve de kötü davranışı, şuursuzca ve hatta fütursuzca sana yaptıran aslında korkunç bir duygu... şiddetli bir duygu..sevgi daha mülayim, daha şefkatli, daha hoşgörü barındıran ama aşk daha dik ve de daha kuvvetli hatta bütün dikkatini verdiğin, seni hasta yapabilecek kadar asalaklaştırdığı bile yaşanan, kimi zaman işinde sıçrama yaşatsa da, gidişatı kötü olduğunda, hayattan bıktıran, bütün hobilerini, insan ilişkilerini, başarma isteklerini, durup dururken yere bıraktırıp, yanından geçtiğin,küstüren de bir duygu..aşk senin rahatsızlığının adı....isteyipte yapadıklarının inadı..egonun seninle kavgası, iç sesini dilsizleştiren, seni de sağırlaştıran bir müptela hali...yaşa başa bakmadan, kendi kendini, sana rezil ettirecek kadar alaylı,kendine şaşırtacak kadar ayna,aslında seni sana döndüren, gösteren, şaşırtan da bir duygu...!!!

tamamı ile benceleri konuşuyorum elbette..aşkı telaffuz etmeye ve hissetmeye başladığın durumlar ise; sevgiyle sevdiğin sevgilinin, takribi 3 ve 7. aylar içerisinde ki bu çok normal bir bıkma ve artık eleştirisel konuşmalara geçme dönemidir..işte bu dönemde karşıdan gelen çatlak seslere ve terkedilme korkusuna ve kolay gidişlerini gördüğün sevgiliye hırçınlaşırken, onun daha çok üstüne düşme halidir..!!! ona sinirlenme, küs iken ayrı geçirilen süreçte onu takip etme, merak etme, mantığını ortadan kaldırıp, kendine söz geçiremeden ondan haber alma, bir takım şifreleri ele geçirip, neler yaptığına bakma halidir.....sana yapılmasını istemediğin şeyler, yapılmaya başlandığında ki karşı koyuşun, isyanın adıdır AŞK...

Kendini oyalayacak hiçbirşey bulamadığın zamanın adıdır, en sevdiklerini merak bile etmediğin, umursamaz hallerin adıdır aşk..iştahını kesen, keyifleri unutturan, isyanlara sokan...yüzünü iki avcunun arasına alıp derin derin düşündüğün gecelerin adıdır aşk...belki durduk yerde ihanet ettiren, vicdan muhakemelerinin kalanlı bölmesidir aşk....hep sevilenin adı kalır geriye....!!!!

NE ÇOK BİLİR,,, NE ANLATIRMIŞIM DEĞİL Mİ:))))))) BENCELERİN ADIDIR AŞK...!!!!!

SEVGİYLE KALIN

HARİKA SAN...

15 Aralık 2010 Çarşamba

TOPLAMA DUYGULARIN, DAĞINIK YAZILIŞLARI.....


İLİK

adı soğuk bile olsa,,iliğime kadar hissetiriyor ya,
seviyorum,donacağım
ve
dönmeyeceğim
hissettiğimdeyim.

ASLINDA
aslındalarımın içi boş..
neyi düşünsem aslında diye başlayan cevapsızım,
neyi düşünsem gerekli diye, gereksiz..
neyi düşünsem dolu dolu, hepsi boş
hele bir de üzerine,
sen gelirsen aklıma..
ol gitsin sarhoş....

DASS
yazayım diyorum;
sensizlik çıkıyor,
bağırayım diyorum;
sessizlik çıkıyor,
her merhabadan,
hoşÇAKAL çıkıyor,
yaban diyorsun,
yavan çıkıyor.....
her gidişinde karşıma,
kocaman bir SEN çıkıyor....

BAŞKASINDAN
gözlerin başkasından gelir,
dudakların başkasından..
ben bilmem mi seni bana gelirken..
geldim dersin, sevinemem bu yüzden..
dokunamam..
temas edecekse tenim sana
arada bir...
bilmeliyim...
nerden gelir??

BAK GÖR
inleyen nağmeler ruhumu sarmadı bu gece
ne inlediiimmm,
ne nağme yapasım var
bir görseydin;
kasvetin içinde, ne eğlenceler var..!

GİTTİM
bakma hiç, yokum oralarda,
rüzgar götürdü kokumu ,
yağmurlar ayak izimi...
kar'ı bekle, ihanet için
çek tütününden,
SENİNLE UĞRAŞAMAM ben....!!!

İSTEK
UZUN BİR UYKU GİBİ BU SEFER DÜŞÜNCELER..
MERHAMETSİZ İHANETLERİ, BERTARAF EDERCESİNE...,
RÜYAMDA Kİ SADAKATLER....!

BASİT SEN..!
kendine anlatabiliyorsan eğer, yaşamaya değer,
diyeceksin ki ; isteklerim bunlarmış meğer,
beni bulsan noluurrr, kaybetsen nolur??,
senin ki sıradan sevişmeler..!
dahiyane tezatlarım da var..,
kalıplaşmış rutinlerimde.
özel olursam eğer,sana emek vermeye değer..
sen gibi olmak zor... git sıradakine ver..!!!!

YÜZÜNDE GÖZÜN YOKSA...BENİ NASIL GÖRECEKSİN.!!!!


arada bir tek tek cümleler geliyor aklıma yazıyorum...bazen birini konu başlığı edinip, içini dolduruyorum...bazen sadece tek cümle olarak kalıyorlar sayfalarda..

***bakış açım yüzünden, gözgöze gelemiyorum uzun zamandır...

***aşkında piçi var, hüviyetlisinden isterim..

***düzen kaostur, alışkanlıklarsa yaşam...

***her kendimi kaybedişimde,başka bir ben doğuyor.

***kendime döndüm, evde yoktu..

***çok akılsız BAŞlar bilirim, ayakları nasır içinde...

***tüm müsadelerimi geri aldım...artık huzursuz edilen bir mutsuz değil,oldukça huzurlu bir mutsuzum.

***en çirkinle, en çirkini yaşamayı da yaptık...belki EN diye...

*** bugün normale döndüm, burnumdan soluyorum:)

***zennelik meslektir, kişilik değil..edinme...

***dişimi fırçalayıp, tükürünceye kadarsın..

***göz açıp kapayıncaya kadardı herşey, kapatmayı unutuk..

***delik başında boşuna dil dökmüşüm, bizim yılan çoktan kabuk değiştirmiş bile....

*** ben hiç güne gitmedim, güne katılmadım,düne katıldım, yarına toplandım..

***böl ama kalansız olsun....ben toplarım. çarpmayı sevmem; elim ağır benim..!

***beni hiçe saydığın her gece koyunları say..

***uzaklar güzeldir gitmek için..görmüş olursun.

***sapsız balta gibisin.

***elim lezzetlidir de, et ucuz et, olmuyor yahnisi..

***benim cadede hep aşk gezinir, ben seyrederim rüzgarını..

***ikimizde seçimimizi yaptık;sen benim istemediklerimi seçtin, bende seni sevmemeyi..

***sizde görünümlü, bizde O....

14 Aralık 2010 Salı

VARLIK SEVİŞTİRİR, YOKLUK DÖVÜŞTÜRÜR.....


duyar duymaz, doğruldum şöyle....konunun içine çok yakışmıştı bu cümle....bir de babaannemin lafı demez mi..!! bize 15 yıl bakan rahmetli hacı ninemin lafları geldi aklıma...bir ara anlamını değil de,,eskilerin osmanlı lafları edişlerini yad ettim..keşke şu an hayatta bir büyüğüm olsaydı da..dizinin dibinde ağzından çıkacak her cümleyi ezberleseydim diye geçti içimden...bu laf gecenin karanlığına karışmadan yazılmalıydı bir yerlere....döner dönmez notlarıma kaydettim elbette...

varlık....var olmak kapsama alanı o kadar geniş ki...varlık seviştirir!!! varlık..görmüşlüktür, yaşanmışlıktır, tecrübedir, duruştur,mücadeleden galip çıkmaktır, başarıdır, düşünce kalitesini geliştirir..hal böyle olunca muhabbet getirir, anlayış getirir, güç getirir, güven getirir..neşe getirir.. tabi ki seviştirir dediği bu olsa gerek!! o zengin yaşanmışlık, kişileri kaynaştırır, derin düşünce de hoşgörü vardır...merhametli bir sevgiyle iletişimi sağlar...Aile büyüğü iseniz, sizdeki bu çeşitlilik, diğer bireyleri bir arada tutar, saygıyı ve bütünlüğü, bağlılığı oluşturur diğerleriyle... varlığı para olarak algılarsak da değişen bir şey yok....ne kadar görgülü de olsak...parasızlıktan bir hediye alamayıp, eli boş gittiğimiz evde eziliriz...varlık yine seviştirir yani...eli kolu dolu gitmek demek..bu devirde ona para ayırmak demektir...karşındakinin yüzünde ki tebessüm bile senin alım gücünle sınırlıdır çünkü....içinden geçse de yapamamak yıpratır, eksiklendirir insanı...öyle değil mi??? aldığınız en ufak birşey, özenle verildiğinde, karşı taraf nasıl mutlanır...duygulanır..!! burada düşünceyi besleyen alımm gücü varlıksa..evet...yine seviştirir!! diğer taraftan ve en son aklıma gelen hicvedici şekliyle varlık...koca göbekli kodoman amcalardır...... paraları ve yapma güçleri vardır...çıtır genç kızlar bunlardan beslenmek adına sevişirler bu yaşlı ve keyfine düşkün amcalarla....yani VARLIK SEVİŞTİRİR:))))))

gelelim yokluk dövüştür kısmına....sanki bu konu da daha çok yazasım var...ama canımı sıkmak istemiyorum kaos, kavga, şiddet, artniyet, boş laflar, az beyinler..fakirliklerle...zira rahibe teresa gibiyim ve herşeyin en güzelini konuşmak, duymak, yazmak ve bundan beslenmek taraftarıyım....

yokluk işte......kendini ifade edememişlik, güçsüzlük, asalaklık...içinde yarattığı komplexle beden gücünü kullanmayı, hırpalamayı önerir beyine....ben laflarımla adam dövebilirim....laf söylemekte sanattır...bu yeteneğe sahip olmaktır... bunlar yokKEK:)))) ya kendilerinde var olmayan büyüklüklerini kullanamadıklarından laf taşıyarak ara bozarlar, moral bozarlar...insanları birbirine düşürür yani dövüştürürler.....lafları dövüştürürler, duyguları dövüştürürler....günün kötü geçmesine sebebiyettir yoklukları...sevgi çemberi oluşturamayacak kadar yokturlar...enerjileri negatiften yanadır.aptal kafaları iş üretemez, hinlik üretir.

para yokluğu da öyledir.gerçi görmüşün para yokluğu ile görmemişin yokluğu da kendi arasında ikiye ayrılır ama....genelde kişileri agresiv yapar...görmüş, görmemişe kızar...içinden geçmişi geçirerek onu adam hesabına koymaz, anlamaz bu diyerek...görmemişse görmüşe kızar...kıskanır onu ve ısırmaya çalışır bir yerden. YOKLUK DÖVÜŞTÜRÜR... kadın döven adamlarda yokturlar...!!! üstelik bir daha var olmamak adına yok olurlar kadında...kadına sahip çıkamayan yoklar döver, züğürt işidir dayak..beyin fukaralığıdır bu..ööfffff bu yoklar sıktı beni:)))))

varlığı bir dert, yokluğu yara denilen şeyin adıdır para....ama yinede beyin zenginliğini öneriyorum hepimize....düşünce zenginliğini, kalp zenginliğini, sevebilme zenginliğini....affedebilip..okkalı bir küfürle gönderebilme zenginliğini:))))))

VARLIK SEVİŞTİRİR.... YOKLUK DÖVÜŞTÜRÜR.....VARLIKLI GÜNLER TEMENNİSİYLE

SEVGİLERİMLE

HARİKA SAN....

5 Aralık 2010 Pazar

iç sesim İÇRİKA.....sen gidersen, ben olmam...SAKIN TERKETME BENİİ.....


Gitgide kafası karışıyordu.....anı yaşamaksa eğer,,, hele hele yoklukta.. ve de az ile yetinerek....nesi yanlıştı bunun??? O bilmiyor muydu sanki daha güzel yerlerde, daha kaliteli, daha onurlu, daha düzenli kişilerle olması gerektiğini??????? O bilmiyor muydu evet eksik, evet yakışıksız, evet az, birazda yavşak..olunduğunu...garip ikilemlerde olduğunu...eskiyen ya da kaybedilen varlıklılığı nasıl açıklayabilirdi??

insan sevgisi aşılanarak büyütülmüş, hor görmeme duygusu aşılanmış, yüze vurulmaması gerekliliği öğretilmiş,mütevazilikle yoğrulmuş...üzerine giydirilen tüm misyonları taşırken yorulmuş,,dirayetten taviz vermezken çok çokta yorulmuş,adından bıkmışken,,,,,altına imza atması gerekliliğini...!!

seçili yalnızlığını yaşarken ve yine yaşarken.....yaşadıkça çoğalan yanlış varlıklar edindiğini...o bilmiyor muydu...doğruyu düşünmekkkkk düşünmek....düşüne düşüne bulmaya çalışırken, bir bu kadar daha yalnızlaşmak...bilgin değildi ki mağaraya kapansın yıllarca....

tanrııımmmm diyerek silkelendi..tanrım...yaratan, duyan, gören, bilen tanrım... durup durup sınama beni....ekmeğe aç kalınca çalmadım, paraya aç kalınca istemedim... ama sevgiye aç bırakırsan naparım bilemedim??? daha ne kadar sevgi vereyim deme bana.!!! eş, dost, ahpab sevgisi ayrı..binlerce kere teşekkür...beni bana edindirdiğin, düşündürdüğün, yargılattığın için bile teşşekkür... bana gösterilen itibar, saygı, inançtan yana şikayetim yyookkkkkk..saolasınn..evet sağlıklıyım...evet sevdiklerim sağ...üstelik onlarda sağlıklı ve akıllı..hiçbiri bana külfet değil!!! ZEVK kelimesi ne kadar muhteşem...zevkliyim..hem de zevk almayı bilenlerdenim..yakıştırmak ayrı bir mevhum...çok şey verdin biliyorum...aç açık değilsemde....çok tok da sayılmam.. ama ne ağzım kokar ne dilenirim...hani anlıyor musun evde ki kürdan da bitti....napmalıyımmm??? diye haykırdı..

iç sesi çok suskundu bu aralar, küsmüş gibi...çoğu zaman hiç dinlemedi onu çünkü..ne yapalım yani diyerek onu da küstürmüştü. O da sustu nihayetinde....son da olmak başlangıç getirir, böyle düşündüğüne bile mutluydu...ortada olmaktan iyidir...yol az kaldı nitekim...kendi kendine, bokunla oynamak gibi bile olsa...

fırsatlar onu yaratırken.....bir fırsat yaratma düşüncesine, savaşırcasına hazırlanmak yorucuydu...beklese uzzuunnnnn, elindekileri değerlendirse yanlış... sabretse zaman kaybı, acele etse itibar kaybı....tam medcezir...tam boşluk..karanlık olmasa bile loşluktu işte.....

kararsızlıklar yorucu, hamleler yanlış, istekler yersiz.....o aceleci, zaman aheste..o heyecanlı, hayat vasat.., o neşeli, insanlar kasvetli.., düşünme senesi olsun bari diyerek susturdu kendini....!! birden... içinden yine ses geldi...'BARIŞ BENİMLE.....' duydu...sustu...sevindi...önce tıkandı,,, sonra derin bir nefes aldı...onu yeniden duyduğuna sevinerek.

sık sık kavgada etseler, nadiren sevişselerde, vazgeçemezlerdi birbirlerinden..çünkü hiç yalan konuşmamışlardı bunca sene... belki de hep doğruyu söylediğinden çok kızmıştı bu sefer...haksızlığı kabul etmeye arlanıp....iç sesine...aahhh içRİKA...lütfen sen bari yalnız bırakma beni dedi.... bir daha seni duymazsam ne olayım....zaman geçireyim derken zaman kaybettim sensiz..sövsemde gitme emi???? SEN TERKETME BENİ.......lütfen:(

19 Kasım 2010 Cuma

DEH DEH DÜL DÜL....SEN DÜLDÜLSÜN,,, BEN BÜLBÜL)))))))))



Bazen nasıl da zır cahillere göre yaşayıp, kısıtlıyoruz hayatı…..yürüyüşe çıkarken saate bakıyoruz. Sebep eğer zaman geç ise elalem ne der???, çok güzel bir bluz görüp belki de alıyoruz ,, ama giyemiyoruz , neden dekoltesi var bir şey demesinler diye…yalnız olup güzel bir mekanda oturmak istiyoruz belki bir kadehde bir şeyler içmek….yapmıyoruz..neden?? yanlış anlamasınlar diye….müziğin sesini son ses açmak bile düşündürüyor evde ya da arabada…..bir düşünsenize ne kadar doğal ve masum istekler bunlar aslında….eski bir dostunuzu görüyorsunuz sokakta, kasıyorsunuz muhabbeti siz nasılsınız diye , sarılamıyorsunuz boynuna onun çünkü yanlış anlarlar….ööff değil mi ama yaaa….insanın kendini ve isteklerini yaşaması kadar doğal, güzel bir şey var mı..??? cesaret değil bunun adı…kendini yaşabilmekte ki başarı..kendini var etmek, yutkunmamak…

Edep, terbiye, adap ayrı kavramlar…kavram kargaşası yaşıyoruz..bastırılmış yani yassı bir halde de ölüp gidiyoruz.Küçük şehir psikolojisi desem…Bu dunkof kafa psikolojisi…..oldum olası katılmadım..yapmadım da..uymaya çalışmadım, içimden gelenleri yaparken…sadece büyük yanı , küçük yanı olarak düşünüp saygıyla sınırladım yapamadıklarımı da….o zaman da deli diyorlar insana…deliler kendine özgü yaşayan insanlar…bazen özenmek gerekiyor…mantık kasıyor adamı….duygular şirin şeyler…bana kır çiçeklerini anımsatıyor…mantık mahkeme salonu gibi bir şey….işde, güçte, sözleşmede lazım tabi ki….
Kelimelere tekamül eden duyguları tek tek irdeleyip eleştirebilirim…hepsine tek tek söylenebilirim, kızabilirim, övebilirim….küfür bile edebilirim..!!!!

İçini doldurmadan yaşlanıyorlar…kös kös….!!! Yaşamak, yapabilmek olgunlaştırır insanı…çeşitliliği sindirmek, hoş görmek neşelendirir insanı. Ufku açılmak gibi….tarzı olmalı insanın kendini temsilen, bilinen, yaşanan, görünen, sindirilen….nezaketi, zarafeti, görgüyü, güler yüzü içinde barındıran….çocuklarımı büyütürken hep derdim; ben bitki yetiştirmiyorum,,, hayata insan yetiştiriyorum diye…..bazı kelimeleri hiç duymadılar, öğrenmediler….kıskançlık gibi, intikam gibi,düşmanlık gibi…kendi hayatları içinde, yaşadıkça şekillensin istedim kelimeleri…bizde ki gibi öğretilmiş egolarla yaşamasınlar…ayıp kelimesinin içeriği kendilerinde oluşsun…bizde hala annemizin babamızın ayıp saydıkları var……çok yüklüyüzzzz ççookkk….bu eşek semerini çoktannn bıraktı….çüş komutuna da uymuyor artık….deh ne demek ancak hatırladım……binek değilim, yük taşımam….isyankar eşek oldum ben))))))))))

16 Kasım 2010 Salı

TADI YOK SİZSİZ GEÇEN....NE BAYRAMINNN NE AŞKIN..bayram gelmiş neyimee....


BAYRAM GELMİŞ NEYİME……

Bayramlar…..bizim tadına vardığımız, sindirdiğimiz, özlediğimiz bayramlar…..yaşlar biraz ilerleyince özler oluruz hep….ben şimdi hayatta olmayan büyüklerimi özledim…gidecek yer bulamıyorum kendime… o zamanın havası mı başkaydı, çocukluk muydu adı bilemiyorum…sevinçlerimiz gerçekti,temizdi,saftı..

Babamlar çifter çifter alırlardı kurbanları…bir keresinde kendime küçük kuzucuk aldırmıştım. kardeşimle bize bakan rahmetli Hacı Ninemin bahçesinde duruyordu..çok da sevimliydi…anneannemlerde kocaman sofra kurulurdu..dayım sağdı,dedem sağdı..büyük hala ve kocası sağdı..sonra büyükanneneye giderdik o başka yerde yaşadığından….rahmetli babaannem,dedem, büyük amcam….aaaaaa hiç kimse kalmadı geriye,sevgiyle bekliyen…çok üzgün ve eksiğim bu yüzden…meğer ne kadar hoşuma gidermiş…

Tatilimiz olurdu…ailece koca valiz hazırlığımız….üff ama…evliliğimde de öyleydi..2 kat aşağıda otururdu rahmetli kayınvalidem, onun rahmetli annesi babası….yani ne kötü şimdi bayramı mezarlıkta geçirmek…kavurmayı kimle yiyeceğm ben şimdi??????? Ne için giyinip kime gideceğim…Allah sağlık versin bir annemle babam var…bana bayramların tadını yaşatan ve şu an hayatta olmayan büyüklerimi rahmetle anıyorum….bu adabı, mutluluğu, o günlerin güzelliğini yaşatan anneme, babama, kardeşime,,,ve sevgili eşime çok çok teşekkür ediyorum…geriye kalan 11 yılda bana hayat arkadaşlığı eden 2 değerli insana…kızlarıma bayram yaşattıkları için de minnettarım….

Küçükleri beklemek sırası geldi yavaş yavaş….hazırlanıp bir sofrada toplamak büyük olarak…bilmem ki o yıllarda eskisi gibi olacak mı bayramlar…?? Genç kadınlığımın yerini anneanneliğe bırakmak ve beklemek torun tömbelek……….

Deliye her gün bayram diyerek,,,,hüznü bırakıyorum…yaşayan bütün dostlarıma, arkadaşlarıma, kızlarıma, komşularıma ve büyüklerime de iyi bayramlar diliyorum…daha da azalmadan tadını çıkarmak umuduyla….

Sevgiler…..
Harika san

14 Kasım 2010 Pazar

kelimeler dost, virgüller komşu, ünlemler sevgili....iki nokta üstüsteler ihanet bana:))))))


Bİ DÜNYA
Kalabalık değil ki sıkan
Sıkıntıdan kalabalıktayım ben…
Tek dost kalan benim bana.
Çıkmalarımsa;
Bulabilir miyim diye, benden bana.
Dünyaysa dünyayım işte,
Dağsız, tepesiz, çukursuz gördün diye..
Düz ovada yürümemek niye)
Yetemeyen ben değilim bana,
Hava var, su var, toprakta.
Bir benden yok…
Abartmıyorum inan beni sana…
Kendime dünya dediğime bakma,
Beni bir yaşayan bulsaydın,
Uzay derdi adıma))))


VAR
Sevgi her yerde var
Dünyanın her bir tarafında.
Her yaşta da tadabilirsin aşkı
Her kalpte başka türlü,,
Yaşam sevgisi, evlat sevgisi,doğa sevgisi…..
Sen sevmek iste yeter ki
Ama öyle bir iste, öyle bir iste ki sevdiğini,
Herkes de istesin
Ama
Sadece sen sahip ol……


BENSİZ 30.01.2005
Canıma kıymaya kıyamam.
Bensiz naparlar?
Kızlar özler,
Annem yorulur,
Kardeşim arayamaz,
Arkadaşlar eğlenemez,
Dostlar anlatamaz,
Sevgilim sevişemez…….
Beni kimse merak etmez, düşünmez, anlamak istemez ben yaşarken..!!
Fark etmez…..
Ama ölürsem…
Benden başka kimse ama hiç kimse onlara yetmez yetemezzz…
Ölmeyeyim pekala…
Zaten o kadar yapamıyorum ki yalnız,
Öbür dünya halleri belli olmaz..!!
Naparım cennette hemde yapayalnız


EYYY DOSSTT
Yalnızlığa dayanırım da bir başınalığa asla..!!
Yaşlanmak hoş değil, duvarlara baka baka, bir dost göz arayışıyla.
Karışmam bir şeye, susarım bile hatta, soru bile sormammm
Ama
Günün aydın, akşamın iyi olsun diyen biri olmalı,
Bir telefon sesi çalmalı arada sırada kulağımda….
Yoksa zor değil, hiç zor değil
Şekerli kahveyi yudumlamak bir başına doyasıya.
Ama kahven nasıl olsun diye soran olmalı yaawww arasıra
Olmalısın yanımda DOSTUM!!.
Ara sırada olsa, olmalısın.
Sen benim dostumsun
Ve benim senin varlığına ihtiyacım var..!!
Yanımda olup;
Sarılmana, dinlemene, dertleşmeye VELHASIL SANA ihtiyacım var……



BİLMEM NASIL BİR ŞEY 25.12.2005
Bir sarhoş olmak var,
Bir sarhoş gitmek var.
Şey gibi bu..!!
Bir seni sevmek var,
Bir de sensiz gitmek.
Güzelini, çirkinini sen ayır artık.
Aslında…
Bir varmış bir yokmuş gibi bir şey,
Yani çok şey
Ama hiçbirşey

8 Kasım 2010 Pazartesi

ISLIK ÇAL,GECENİN AYAZINDA..PEŞİNDE KÖPEKLER,KULAĞINDA RÜZGAR,AKLININ İÇİNDE TEK BİR DÜŞÜNCE BİLE YOKKEN…..ISLIK ÇAL..!



Karar verebilseydi eğer,ısrarlı olurdu..sırtını dönüp gitmek gurur veriyordu sanki..içinde ki acıdan kendi mesuldü Her yeni güne uyanışı bile yalandan yeniydi..eskidin derken,ağlıyordu. Biliyordu çoktan kaybettiğini o da .işine gelmiyordu sadece…bitmeyen uzantıları vardı; hep geçmişe uzanıyordu dalları..köklerini geçmişe güçlendiriyordu, saramazdı geleceği.. zaman geçmeliydi ONA değmesi için..önündeydi kadın... Canlı tutmak değil ,eskitmeye çalışmaktı yaptığı. Böyle beceriyordu sevmeyi…kendini değil, zamanı geçirmeliydi önüne. Hayal dünyası onu yanlış yönlendiriyordu. Elini yüzüne koyup seyrettiği hep geçmiş olandı. Tebessümleri geçmişe armağan…..

Ağzından çıkan her kötü kelam, kendi ruhuna savruluyordu….aynasıydı yüzüne tükürdüğü….savunmaları karalamaktan ibaret olurdu…haksız olduğunu biliyordu. Yaşamaktan kendini alıkoyamayıp, bilinçsiz ataklar yapardı..sevmediğini bildiği halde hep sevmediği şeyleri yapmayı önerirdi….anlamazdı kadın….Bu kadar dibinde yaşamak isteyip, uzağa düşürdüğü teklifleri….BİR ÖNCEKİYLE YAPAMADIĞI UKTELERİ YA DA YAPIP UNUTAMADIKLARIYDI BELKİ DE….

Aslında en kısasıydı duyguların…bu kadar uzun yazılacağı aklına gelmezdi….kutuplardan, ekvatora geçiş gibiydi uyumsuzluğu..kolay değildi..ilk başlarda ki direncini kaybetti giderek…onun için amacına ulaşmayan, kadın içinse amacını çoktan aşan bir hal almıştı artık durumları..bilinmezlik de burada başladı zaten. Tavırsızlıklar, saçmasapanlıklar vardı artık…bilinçsizlik çoktan yolu yarılamıştı. Bu rotasızlık öldürecekti onu..o güçlü sandığı hisleri de bırakmışlardı onu..yerçekimsiz kaldı bir an..ne ardındakiler ne de önündekiler vardı artık…ya gün ağırıyor ya da gün batıyordu..

Geçmişini de kaybetti bir ara.Düşündükleri heyecan vermedi ona…sıkıldığını bildiği günlerde, hayal gücü de heyecanlı bir teklifle çıkmadı karşısına…kendisinin yapacağı bir şey kalmamıştı veee…bir umuttu belki her hangi bir zaman , her hangi birinden, içeriği pek de önemli olmayan bir davet..kabul edişlerini buna yoğunlaştırdı…zamanlama ve karar yine hatalıydı oysa…hayatını yönlendirmesi için birilerini beklemekle geçirdiği zamanlar, zaman kaybından başka bir şey değildi… patırtılı ve yerle yeksandı duyguları. Durabilmeyi seçseydi eğer zaman kazanacaktı…öndekiler dönüp onu arayacak,,,,arkadakilerde yetişebileceklerdi. Ama O sürekli yönünü değiştirerek ilerledi…denk gelişleri seçti tercih olarak..kayboldu…nedensiz ve şuursuzca seçtiği o boş yolda….

Ne istediğini düşünmek için önce yolu bulmalıydı….endişeyle bu kadar gitmişti…tek yapması gereken soğuk kanlı ve dirayetli olup, tavrında ve düşüncesinde sabitlenebilmeti..biraz oturmalı ve hiçbir şey yapmaksızın sakinleşmeliydi…inanç geliştirmeli , duruş belirlemeliydi…çalı çırpı tekmeleyerek, söverek gidişleri son bulmalıydı…şimdi kullanmalıydı gözlerini projektör gibi…tam zamanıydı içine danışmanın..!! iç sesini bulmanın, duymanın, dinlemenin zamanıydı…

Hayaline geldi baş ucuna not bıraktığı , yolda telefon numarasını verdiği kadınları…dialoğunu kopartmadığı eski sevgilileri.. flörtleştiği kızlar,, kim takılırsa diye ortaya attığı yemli olta….sonsuz arayışı değil miydi orda olmasına sebep..??
Kızacağı tek şey kalmıştı bu kayboluştan geriye….vazgeçemediği arsız isteyişleri…

Sevgilerimle..
Harika san

7 Kasım 2010 Pazar

KOŞUYORDU BIRAKTIĞIMDA…


KOŞUYORDU BIRAKTIĞIMDA…

Kendisini dinlerdi şarkılardan,kendini okurdu.kendine bakardı fotoğraflardan, takdir ederdi yaptıklarını…ve kendini o kadar severdi ki…ondan az gelirdi sevilmeler…dahasını isterdi..Hissederdi düşünürken erkeğinin parmakları alt dudağının üzerindeyken tanımlarcasına dokuyu ,nefesi de kulağında…deyişini fısıltıyla beğenisini….isimleri alt alta geldiğinde bile heyecanlanırdı..bilemezdi ki giden,, gittiği gecelerin, karanlığında oluşturduğu ve yeşile ulaşan kırmızı ışığı.Dururcasına değildi geçişken yeşil…kendini alabildiğinde verebiliyordu sonsuz zevkleri..karşısındakine….

İçi geçerken bile gün ışığında, içinden geçen; karanlığın sakladığı, o istemediği temastı yine de. Şehveti, yerinden kaldırılıncaya değin orada beklerdi öylece mahzun kadının..

Adı umuma açıktı bi kere diğerinin…. Yapmıştı yapacağını.Arkası çorap söküğü gibiydi ihanetin.ihanet denmezdi aslında…O sevdiğindeydi. Olmayı becerebildiği yerlere, gelemedi bir türlü fikrini bırakıp…oluyordu….oluyorlardı.. En rahat olduğu yer, görünmeyecek olduğu yerdi adamın. Keza taşıması yoktu, bulunduruyordu onu, vazgeçemeden kimseden..en güçlü silahıydı kadın…..! , ruhsatsız ve vukuatsız…

Yine de her aşk ödüldü aşkın içinde…kelimeleri, cümleler, cümleleri de paragraflar yapar dururdu…konuşmaları da öyleydi..uzun uzuunnn…soluklanmaktı ayrılıklar,,,umut doğuran , umutsuz haftalar geçirirdi kendiyle…yaşadığına göre, içinden çıkılmaz bir hal olmamalıydı bu..herkesin bir çıkış noktası varsa….giriş bile olabilirdi belki bu onun için…bordaları pembeleştirmekte güzel olmalıydı….dansı bitmedi kafasında hiç…hep bir ritme ayak uydurur,becerirdi de…

Erkeğini bir adım geride hissettiğinde..gider gibi yapıp, dönüverirdi..burun buruna gelmek için..O anı yaşamak,anın neler getireceğini düşünmemekle olmazdı tabii…bilirdi O gerisini...yaşam tadında içerdi kahvesini…en hoşuna gidenlerdendi…tadına bakmak….açlığa tahammülü olmasada , doyuvermekte değildi tercihi.

Biteceğini bilmekle, bitmesini istememek arasında gidip gelirken rastladı bitmeyene…bilemezdi bakalım kalemi bu ölümsüzlüğü nasıl yaşatacaktı…bir isteği vardı…mürekkebin rengini değiştirmek…yansımaları çok severdi…o anları fotoğraflamayı da..!! her şeyin çok daha güzel olacağını bilmekle sabırsızlanıyordu..sabretmeye sabrı yoktu… ve koştu…usulca..onu en son koşarken bıraktım…

Sevgilerimle….
Harika san


Rafet El Roman - Beni Affeder Misin
Yükleyen Moonways. - Yüksek çözünürlüklü video keyfini yaÅ�ayın!

5 Kasım 2010 Cuma

İLK AŞKIMA ŞİİRLER...SENE 85, YAŞ 15...YAŞANMIŞLIĞIN ÖDÜLÜDÜR MISRALAR...


İLK AŞKIMA ŞİİRLER…SENE 1985, YAŞ 15)bütün aşklar ödüldür...

Arabesk büyütüldük, bergenler, tüdanyalar,esengüller vardı o zaman…taverna müziği çıktı sonra ferdi özbeğen, ümit besen….çilekeş aşklar barındırdı şarkılar içlerinde…sanki hep gözüyaşlı, kalp kırık…elim kalem tutar tutmaz başlamışım yazmaya. Çocukça elbette,yüreğim yaşımdan büyükmüş yinede….hey gidi yıllar hey…. ben zerrin özer dinlerdim o yıllar...olmaz artık sevgilim, olmaz artık bu kadar... zerrin özer bu kasetinden piyasa müziği yaptığı için hiç memnun olmadı sonraları.onun sesinden bulamadım şarkıyı ama funda arar'dan buldum...ilk aşkım, ilk mısram ve anılarıma ithafen......güzel çocuklar, seven yüreklerdik.... yüzlerce şiir olmuş,,sadece bir kaçı bunlar...1985,1986,1987,1988...

BİR ŞEYSİN
Bir kitap gibisin cilt,cilt
Okudukça bırakamadığım,
Bir deniz gibisin dalga dalga,
Daldıkça çıkamadığım,
Bir ağaç gibisin yaprak yaprak,
Baktıkça ilham aldığım,
Bir gözyaşı gibisin damla damla,
İstemeden akıttığım,
Bir sevgili gibisin bana,
Sevdikçe kaçırdığım……

GİDECEKSİN
Bir taksi geçecek önümden;seni otobüse yetiştiren,
Bir otobüs kalkacak şu an; seni Ankara’ya götüren,
Bu gece yine anlamsız bir vakit uyanıp,
Dua edeceğim ardından,
Belim ağrıyana kadar sana)))))

KADIN ERKEK

Erkek; esmer,haşin, kalın dudaklı
Erkek; güven veren, rahat ısrarlı,
Erkek; hoş, çekici, yakışıklı,
Erkek; tek bir şeyi düşünen zavallı….

Kadın; kumral, masum, pembe dudaklı,
Kadın; mağrur, utangaç, çekingen tavırlı,
Kadın; güzel, alımlı, havalı,
Kadın; hiçbirşey düşünemeyen gerizekalı…….

GÖLGE MİSİN?
Bir gölge misin sen, güneşle beraber yanımda biten,
Bir gölge misin sen, bıkıp usanmadan takip eden,
Bir gölge misin sen, yaşadığım sürece beni izleyen,
Bir gölge misin sen, bir uzayıp, bir kısalıp, yürüyüp giden……

BENZERLİK
Kar yağdı, bembeyaz, tertemiz
Arkasından yağmur eritti onu
Tıpkı senin sevgimi erittiğin gibi…

ŞAKA
Sigaramda yol göründü,ister misin yanında,
Ben seni istiyorum gelir miydin yanıma
Gel deme, git gelme….. yalan attım ben sana…

İZ
Bu şehirde nefesin olmasın
Teneffüs etmeyelim aynı havayı
Ayak izlerini bırakma sokaklarda, takip etmeyeyim amansızca seni….

BİZ
Bir gün yaşayıp, bir gün düşünmek,
Her gün yaşayıp, hiç düşünmemek,
Her gün düşünüp, yaşayamamak….

UKALA
Gördüm seni hissettim,benden öc alamadın…
Sarıldım sımsıkı, okşadım..iz de bırakamadın…
Kokladım seni, dokundum..ses bile çıkarmadın..
Sevdim seni ukala…..sen buna inanmadın…

KÜFÜR
İstemiyorum seni hatırlamak..!!
- o zaman hatırlamaaaaa…
istemiyorum adını anmak…!!
- o zaman anmaaaaaaaa…
istemiyorum gözyaşı akıtmak…!!!
-o zaman akıtmaaaaaa….
İstemiyorum seni pis domuz…!!!
-bana bak ağzını topla..!!!




Funda Arar - AteÅ� DüÅ�tüÄ�ü Yeri Yakar (2009)
Yükleyen haylazcom. - Yüksek çözünürlüklü video keyfini yaÅ�ayın!

3 Kasım 2010 Çarşamba

NE BENİMLEEEE,,NE BENSİZ...




BİLİNMEZ EŞSİZLİĞİM…

Tanrım kimseyi yalnızlıkla ıslah etmesin….yalnız olduğun düşüncesiyle de…ikili veya çoklu kalabalıklar da tahammül ediyor olmaktan öteye geçmiyor gerçi…yani neresinden baksan boklu çomak… bu yalnızlık duygusu kişi değil ama…..düşünce, zevk, keyif her şeyi içine alıyor…öğrendik ki benzetmeye çalışmayacağız…e peki…?? Benzemekse pek lezzetsiz,sıradan…! Ne yapmak lazım geldiğini düşünüyorum düşünüyorum….bu şehirde mi bu duygum acaba..? ama ben alışkanlıklarımdan da vazgeçemem, çünkü alışkanlıklarımda selam var, görünürlük var, itibar sahibi olmak var, bilmek var….yolları bilmek bile bunun içinde, kasabı bilmekte, tüpçüyü bilmekte….yok göçebe bir ruhum,,,,ve tam aksine kökleşmek, yerlileşmek…namlı olmak hoşuma gider..turist bile olamıyorum ki gittiğim yerlerde…hanedana sahip ruhum…garipçe sürdürüşlerim..hep şık olmak var aklımda…her şeyde..davranışta, verilecek derste, davette, cevaplarda, kalkıp gidişte, oturup dinleyişte, içişte ve hatta kusuşta…..adabın mahşeretiyle, göze sokarcasına.. içimde filizlenenler çınar olmuş çoktaaaann da haberim yok..değişeyim diyorum kendimce, sonra dinliyorum ki bu memnuniyetsizliğe varmak isteyen hayatlar dolu etrafımda..tam adım atacakken duruyorum….belki de yetişsinler diyedir. Ama atı alan üsküdarı geçti,,,beşiktaştan bakakalmış gibiyim…. Bu benim kendi muhakemem, severim soruları.illa bir cevabı olmalı diye düşünürüm, bilinç ve mantık barındıran. Biz doğuruluvermiş hayvanlar değiliz çünkü….düşünebilen insanlarız..kendi doğrularımız yanlış bile olsa,,, kendimize verilecek cevaplarımız olmalı, kaytarmadan…sindirmeden dönem atlamamalıyız, kabız yaşamamak için….cıvıkta olmamalı elbet. Yani yediklerimize ve yedirilenlere dikkat etmeliyiz dostlar..ahkam kesmek değil maksadım… hatta neyi becerdin derseniz….intiba edinmek haricinde pek bir şeyde yapmadım…sadece aynı durdum diyebilirim…karaktersiz yerine…eleştirilebilinen bir karakterimin muhakkak olmasını istedim….sezon başlarında defileler yapmadım kendime, kokteyl de vermedim, ama çizgimi korudum..piyasaya göre değildi yaşamım. Kendimceleri yaşamakta fark yarattım. Harikaca bir yaşamın içinde harikulade olmasamda, kendim gibi olmaktan ve kalmaktan gururlanabildim de, süre gelen mutsuzluğa ve yalnızlık hissine çözüm bulamadım. Yapamayacağım, beceremeyeceğim hiçbir şey yokken, nedense yapmadım, hayır…nedenlendirerek yapmadım çünkü hiçbiri beni heyecanlandırmadı…..yapamaz olacağım bir şeyi yapmış olmaktır belki istediğim……bunlar kolay şeyler…verilmiş yeteneklerdi sadece…elimde ki imkanlarla eşleşmek isterken ben EŞŞİZ KALDIM……seviyorum boşluklarımı yazmayı…

Sevgilerimle…. Harika san

26 Ekim 2010 Salı

BEYNİM MUAYYER..



***uyurken, seni dinlediğimde kalbinden, hiç adımı geçirmezdin..

***o SU idi, taştı.

***hiç zaman kaybetmeden, bunları yapacağına, hiç zaman geçirmeden gelebilseydin…

***senin kalabalığının arasında yok olmak değil, gözükmemek benimkisi.

***hep kaptırıyorum mucura.

***yeni, yalnız ve yabancı gerek..

***inandıramadığın bir şey var; ya kandırırken, ya gerçeğin ta kendisini anlatırken..İNANILMAZSIN..!

***senin güzel yaptığın bir şey var elbet. BİR ŞEY…şey olduğundan söyleyemem……

***ıslık çal; gecenin ayazında, peşinde köpekler, kulağında rüzgar, aklının içinde tek bir düşünce bile yokken…ıslık çal…!

***en son köprüye çıktı; DAYI dedim gülümseyerek…..

***bildiğim en uzak yer; senin yanın.

***içimdeki bir sürü kirli düşünceyi yaratan, bir çağrışım olmalı sende…neren kirliydi ki ilk gördüğümde?? Yırtık ve delikti sadece. Kirini sonradan bile fark etmemişim… bundan uzun sürmesi….

*** ahbap be…. Bende bir şeyin ustası olmak istiyorum…ama en kötüsü ne bilmiyorum..!

*** yok be çocuğum; tek kişilik oyun benim ki. düzenbazlar üzerine kurulu… kişileri baz aldık, düzen aynı düzüyor..!!

*** yolsuz diye yol gösterdik, soran olmadan..

*** keyfimin çakırı ayaklandı….haberi yok bensizlikten..!

*** sevmelerim birikti.. birine çok gidecek diye korkuyorum.

***becerememeyi göze almaktansa, yapıvermiyorum..

***flash belleğine at beni… oku sonra uzun uuuuzzuunn….

*** ben kendime yapma dediğimde sözümü tutamam…. Yap dediğimde tutarım..!!!

***aklına düşersem korkma, dua et..:)

*** seçeneklerin hepsi sensin diye, hepsini tıklarsan, geçersiz olur elbet…!
*** tecrübeyle sabit demiştin ya; duymuşumda, aklımda bile kalmış..

***yüreğim dolu bir bulut gibi; çakmaya, çarpışmaya ve yağmaya yer arıyor..!

*** bir çırpıda yapıverip, çırpınmayın..!

12 Ekim 2010 Salı

BİRBİRİMİZDE NE YAPTIK BİZ????.




Ben o küçük notlara hep seni yazdım…..kızdım yazdım, sevdim yazdım ama seni yazdım…hep ben uyuyorum da seni seyretmedim mi sanıyorsun? Bazen, çok nadir de olsa, hani fotoğrafta gördüğüm çocukluk simanı ve ifadeni aldığı geceler hele yüzünün…!! Yüzünü sevmedim mi, sana sarılmadım mı sanıyorsun? Sokulup sıcağına uyumadım mı sanki hiç? Senin geceden bıkmış yorgunluğunla, benimmmm yanına yatmamın keyfi örtüşmedi ki hiç…

Öyle amaçsızdın ki hayatta..bunu uzun uzunnn düşünüp çok defa.., bir daha yine düşündüm…suçladım suçladım kıyamadım... beraat ettin her seferinde.!! Hayatı fark etmen için, kendini fark etmeliydin… kendinden başlayan farkındalığın yoktu senin. kimsin, aslında ne yapmak isterdin, sence neden yapamadın ki (sen yapmadın) yenilgi diye düşünüyorsan neye yenildin?, haksızlıksa… niye sustun?... bu soruları sorman için önce varolduğunu, bu hayatta görevlerin olduğunu, ayrıca misyonun olduğunu, itiraz ederken olumlu da bir seçenek sunmazsan bunun faydasız olacağını, insanlara nasıl göründüğün ve en önemlisi aynada kendini nasıl gördüğünde mutlu olacağını düşündüğün bir kafa yapısına sahip olunması gerektiğinin farkındalığı yok sende. Olmazsa olmazları var hayatın…gök herkese neden mavi gözüküyorsa.. bu da öyle….olman gereken haller var, seninle gurur duyması ruhen gerekli insanlar var, senin düşünüpte hatalarını hemen telafi etmeni isteyen insanlar var. Sen de biri bir yerlerde off’a basmış. Önce on düğmene basmak lazım. Robot gibisin sen. Sadece komutlara uyuyorsun. arada bir beynin mi çalışıyor ne itiraz ediyorsun. Ama hep timing hatası, zamanı kollayamıyorsun. O zaman senin görevin ne? Ne yapmaya geldin? O iç isyandan mı bilinmez,,,aykırılığa ve şiddete yatkın tarafın var. Kendini güçlü hissedemiyorsun? Hep birilerine bir şey ispat etmek için çalışmaların,işin, yardımların…?? Bunları yaparken neler hissettin gerçekten? GERÇEKTEN Mİ??? Hani şeytanlar insan görünümlü olurmuş, yoksa o sen misin? Sen sana kötülük yapan bir insanın ardından, intikam güdmeden hala iyilik yapabilir misin? Anlattıklarına bakılırsa beş yıl öncenin kini durmuş içinde. Her şey 7 mertebeymiş. Sen daha 1 indesin…!! İyi ama o zaman seni bana niye verdiler? Ben içimden arsız bir çocuk gibisin derken…..hep 12-13 yaşlarını hayal ettim. Acaba o yaşında ne yaşadın sen? Yüzünde hala o ifade var geceleri, hani sen bilmezken ki seyredilişlerin…. Sana denk geliyor yazmalarım…!!!! .başlangıç olabilir misin?? Acımasızca eleştirip, kamçılayan,,,,, senden kaçayım derken…. kurdum mekanı ….seni unutmak istediğimden düşünüyorum yüksek yüksek ruhlu adamları… büyük istiyorum bu sefer..!!çağırttın bana DEMEK??? Buymuş görevin…..şeytan görünümlü melek sevdimde seni çok, aslına bakarsan! bende bir başka hayata atlayacağım demek...çok güzel olucağını bilmeme rağmen , düşünüyorum... senden nasıl ayrılacağım.... hiç oğlum yok yaa.... belki de ondan!
....
İyi de… peki benim sende görevim neydi…hala aynı olduğuna göre beceremedim mi?? Ben düzenleyiciyimdir, güzelleştiriciyimdir,olgunlaştırıcıyımdır, farklılaştırıcıyımdır…ben beceremedim yani.. öyle mi..?? yok bu da olmaz. Ayna mıydım? Belki de…. Bana söylediği her cümle kendisi miydi ki?...söyledi, özüne söylendi, aynadaki yüz bendim...onun gördüğü..!! kendisiyle ilk defa benim yüzümün ardından yüzleşiyordu. içinden çıktı ama bunu fark edemedikten sonra ne fayda peki??.... onun farkındalığı hiç olmadı. o da farketmeden mertebe atlattı bir zaman. bu birazda ödül anlayacağın...o anlamayacak… bu onun mertebe atlaması.. arındı bende. Kustu, konuştu attı içinden. Şimdi yepyeni ve başarılı bir hayata başlayacak…. Umarım bu sefer farkındalığı gelişir) şimdi artık çocukluğunda tıkandığı yerler açıldı…başarırsa başarmış olacak..!! zem zem lik görevimde varmış demek ki..? arındırıyorum, bir de kutsasam))) benim ki her zaman ki gibi kısa yol..!! arındırmışım gitmiş..!! zira görev o kadar çok ki, pratik olmakta fayda var. Şimdi şarkılar onun.. mesela sil baştan…!!

Seviyorum seni bir kere daha 13 yaş simandan…..görüşeceğiz ..!!!! seni GÖRMEYE geleceğimm:)))))

9 Ekim 2010 Cumartesi

YAKIN ZAMAN notRİKA’ları…….


YAKIN ZAMAN notRİKA’ları…….

***anlamam ayak oyunlarından…!!topçu değilim ben. Ayağına gelen fırsatları, elinin tersiyle ittirmeee..ELLER tutmak içindir, tersi tokat içindir…!

***çok oldu ve az kaldı,
Çoğu gitti azı kaldı,
Az gittik, uz gittik veee bittik..!

***ah be piyade..,riyazet yok sendeee…

***utanması geçince palazlananın, kanadını kırıverir bir sapan..!

***sebep olduğun hiçbirşey, kendi kendini telafi etmez.

***sevgi ile unutmak arasıdır nefret…benim işim kolay,,, nefreti bilmiyorum..!

***az kaldıkca çoğalıyor…

***yeniden görene kadar bütün sevmeler…

***hergün külodunu değiştirir olmuşsun… ah be DONSUZ..!!

***yılanı sevmişiz ki, beslemişiz..

***yanlış çalınan düdük gibisin, pis hakem..!! öttürdü yine seniiii…

***tıkıştırılmış yağ oranları fazla onun..

*** görmüyor olman normal,gözlerinin içinde başkası var.
Gitmelerin anormal…düşeceksin, eeyy kör yar..!!

***beklettiğini sandığın anlar, beklediğin anlardır..

*** sen geç dalganı… sörfcüü
Rüzgarı al arkana, yürüüü..!

*** gerek duymak lazım gereksizlere, gerek duymuyorsan, gereksizsindir..

Malum kış geldi, notrikalarım yani( haRİKA’nın NOTları) meydana çıktı. Paylaşmak hoştur bazen..:)))

Sevgilerimle…

28 Eylül 2010 Salı

İŞTE BÖYLE ÇOKTANDIR


İŞTE BÖYLE ÇOKTANDIR

06.45 di sokak lambasının söndüğünde….içimde kaybolmuş bir yalnızlık. Derin hüzünlerim var çok zamandır. İçim acıyor ölüm olmuşcasına. Oturduğum yerden defalarca öptüm çocuklarımı…kıyamadım uyanmasınlar. Varlıklarına sığındım onların. Huzur kapladı bir süre.sonra düşündüm…,,,, onlarda gidecekler birkaç zaman sonra. Tek başınalığımı tam yaşayacağım, büzüşerek…

Ne oluyor böyle??? Ne uykum kaldı ne açlığım…korkular bastı içimi, fakirleşti ruhum, çukurlaştı. Ağır geldi çoğu şey, önce kamburlaştım, gömüldüm sonra.bir terkedilmişlik var ki viran içim.tarumar bütün bildiklerim. Çok acımasızca adaletsiz bir düzen. İnançlarda olmasa çoktan mefta olacakcasına bir takatsizlik.. geriye sayım gibi üzüntüler biriktirdim hazin hazin. Sevgiler düştü uzağıma. Kalbimin içinden geliyor kana kana ağlamak, gözlerim ağrıyor artık. Bir dönemdir geçer deyip savsaklayasımda yok. Yenik bir küskünlük bu. Tuhaf bir teslimiyet. Herkes kalkacak birazdan.benimse birkaç bardak yıkamaktan başka yapacak işim yok…….ne gelecek insanım, ne hal hatır soracak birileri.sabah oldu ne fena…aydınlıkta çok görünüyorum, saklanmalıyım…..günaydın herkese!!

24 Eylül 2010 Cuma

ÖLÜME DEĞİL, MUTLULUĞA UĞURLANMALI..KADIN,,,,,YAKIŞIKLICA..!!









En sevdiğim şeydi bir dönem; erkek yüreğinden kadını dinlemek….seven erkek var mı ,erkeğin tahammül sınırları nereye kadar, oldu da taşarsa kaç zaman sürer, acılar içindeki erkeğin, araya sıkıştırdığı soğuk bedenler…...en aciz sesiyle,çaresizliğini ve vazgeçememezliğini anlatırken devirdiği kadehlerden sonra, ellerini bacaklarının arasına alıp, sızıp kaldığı, iki büklüm ve üşümüş bedenini sabah kaldırırken ki,isyanlı eziyetler.. ben bunları hep dinledim dostlardan…hep seyrettim..ne kadar istikrarlı olabildiklerini, ne kadar yalın kalabildiklerini,o kıllı kalplerinde bu sevgiyi ne kadar hapsettiklerini, bunun için mücadelelerini hep izledim. kadını ayağına beklemeden sevenleri, gitmek için akıl danışanları, araya zaman koymadan birşeyler yapmaya çalışanları....yaşadım..!! Onlar için yanımda olmak, muhafaza edilmekti….emniyet sibobu gibi..kimseye aykırı gelmeyen, bulunmuş bir yanıbaşıydı bu..!! doktorda gibi, büyük halada gibi, kapısı kilitli, muhafızlı bir kalede gibi. İmrendim de çoğu zaman sevilene..!!!! hatta bu şanslı hatunların çoğuna anlattığımda oldu…onlarsız geçirilen zamanı…..kadın çünkü bu….!! Merak eder..!! ruhunu karıştırıp, giden o erkeğin nerede,kiminle , ne yaptığını………..

Gönül ferahlatıcı kolonya görevimden memnundum o esnada. Çünkü bende biliyordum ki sevebilen ADAM var. Nedeniyle seven, koruyarak seven,kirletmeden seven, sadakatinden taviz vermeyen adam var…!! Yaşasınnnn..vaaaarrsaaaa size de çıkabilir))))

En kızgın olduğu zamanlarda bile, başkasının yanında, kadınını, tavrının yanı sıra sözle yücelten,,kadın mağdurdur diye, hangi kanalla ne göndereceğini düşünen, kadın onsuzken,etrafta oluşabilecek apanaları hesaplayan, kadınıyla dargınken sokakta ki tavırlarını, o’nun kulağına giderse yanlış anlar diye düzenleyen can arkadaşlarım da olmasa çok mutsuz olurdum)))) onların o küfür bilmez dudaklarını sevgiyle öpecek nice aşklar diliyorum onlara..!!



Onlara duyduğum saygının, büyük bölümünü, onların kalplerinde güzel taşıdıkları sevgileri sağladı..Onların bu sevgisi, beni güvenli kıldı. Benim başıma hiç böyle bir sevgi gelmese de, umudumu canlı tutmak güzeldi. Şık sevgiler dinlemek, izlemek, yorumlamak,sahiplenmek asildi hep…bunlarla yoğrulunca gözünüz olmuyor başıboş sevdalarda…dinlemiyorsunuz maceraperestleri..tınlamıyorsunuz bile. sevgiyi muhafaza etmek şöyyle dursun, yaygaracı, pervasız, nispetci tavırlarlarla, küçük düşüren beyinleri de görmedim değil...ama sadece gördüm..DİNLEMEDİM.

Ben gördüm: KADININI HERŞEYİYLE MUTLULUĞA UĞURLAYAN, MÜCADELECİ YAKIŞIKLILARI….:)))))

Sevgiyle kalın…

22 Eylül 2010 Çarşamba

ASLI BU KADAR.......


ASLI BU KADAR….

Denemelerim var elbet,, yanılmalarım da….genelde çok uyumluyum ama bu aralar çoğunlukla şeytana..!! can dündar’ın dediği gibi olgunlaşmaksa adı bunun, çocukken çok daha iyi kalpliymişim. Aslında gerekte yokmuş. Keşke yıllar 3’er 5’er geçseymiş. Memnun muyum daha karar vermedim. Yani sağlamasını yapmam için önce sonuca gitmem lazım ki, şu an işlemin yarısındayım. İşlem tamamlanmadan, öğrenecek başka bir kötü şey daha çıkarsa ben vazgeçtim çoktan bu hayatı taşımaktan..!! ne öğrenmek istiyorum ne de anlamak…unutmak istiyorum çoğunlukla ve sıkça…hafıza kaybıyla değil ama…!!! Becererek..becermekte kolay aslında. Yapılması gereken yegane şey alışkanlıkları ve koşullu öğretilenleri bırakmak….vazgeçmek…bir anda karar vermek. Acımadan kimseye, sadece kendini düşünerek yaşayıvermek. Yeter artık isyanını sesli dile getirmek. Taşıyıcı olmaktan kurtulmak….dökük bir sıva olarak yaşamak… mücadeleyi zararlıları, zararsız hale getirerek sürdürmeyi hedeflemek… psikolojik acılar salarak nefes almak..!!!!!! hain bir bakış edinip, pis pis sırıtmayı yüzüne oturtmak..!! aynı karakter oyuncusu gibi………….yaşasın kötülük lafını slogan yapmak.. sömürü ve terbiyesizliği ele alıp çaçaronca şirretleşmek, herkesi birbirine katıp, seyre bakmak….işte anahtar.!!!!!!!!!!!! Ama hangi kapının olduğunu söylemeyeceğim….üstelik bütün kapıları aynı ölçülerde yapıp, aynı renge boyayacağım…dalga geçip sırıtmak bu kadar kolay,,, seyretmekte bu kadar eğlenceli aslında…herkes kilidi ararken ben en son, onun bir kapı anahtarı olmadığını….sadece kapılar dizili diye bunun böyle sandırıldığını,,,,, nasıl kandırılınırı ispat ettiğimi düşünüp, o çok sesli kahkayı atmayı can havliyle bekliyor olacağım…

Aslı bu kadar işte……

26 Ağustos 2010 Perşembe

GÜNEŞİ GÖRDÜM….





Hep güneş batar, ay doğar seyredilir….yıllar var ki güneşin doğuşunu görmedim. Uyandım belki çok sabah kan ter içinde ama…. Birazda evin konumundan olsa gerek ben güneşi görmedim..!! sabah ezanını çok severim oysa. Eni konu can kulağıyla dinlerim. Ama gideyimde güneşin doğuşunu bir seyredeyim dememişim.Nasıl diyeyim ki sabahın Nuhlu vaktinde))))))

Bu sabah…..irkilerek uyandım aslında.acıyordu bir yerler.hiç de iyi rüyalar görmedim. Ama kan gördüm. Bozarmış derler rüyayı…sevindim kendi kendime.uyumadım sonra.güneş doğuyor baktım….seyrettim seyrettim.bu sefer bahçenin dış kapısını ben açtım.yol boyunca dizili lambaları kapattım…ekmekciyi çok bekledim, gelmedi körolasıca.kısacıkda dua ettim, umutla.

Ne güzel yer burası. Seyretmek için her şey var….ay, bulut, yıldız, güneş, deniz,dalgalar,yakamoz,yapraklar, kuşlar, insanlar…bir kere daha şanslıyım dedim…..ben çok şanslı bir insanım…tüm bunları seyretmek için gözlerim…seyretmeye gitmek için ayaklarım…düşünmeden, rahatca, huzurluca,saatlerce seyredebilmek içinde bir yerim var..!!!!

Ben şanslıyım aslında….BUNUN İÇİNDE ŞÜKRAN DUYUYORUM…

24 Ağustos 2010 Salı

3’Ü BİR ARADA.. SADECE 3'ÜN 1’İ BİRAZ FARKLI)




SABIR ŞÜKÜR, MÜSAMAHA….bunların çok yakın arkadaşlar olduğunu bilmiyordum..her gün öğrenecek bir şeyim olmasından da memnunum ayrıca. Öğrenmek de değil bu anlamların farkına varmak..!! öylesine telaffuz etmekten ziyade , eni konu yaşamak..hatta tekrar tekrar yaşayarak sindirmek…sistem işliyor…….!!!! Hele sindirim sistemim şaşırtıyor beni her defasında. Neyse ki çakın dişlileriyle uyum içerisindeyim. Adapte olmak hiç de zor değil.

Bunu yazarken konuşma dili ile yazıyor olmaktan aslında ne kadar memnun olacağım geldi aklıma. Mesela (bunların çok yakın arkadaşlar oldunu bilmiyodum.her gün öğrencek bişiyim olmasından memnunum ayrıca gibi)…)))))

Sabır…., sonuna kadar mı?? Ne kadar gerekli?? Biter mi? Biterse ürer mi? Sabrın ana temasının altında aslında bir korku mu vardır? Neden sabredilir?? Sabır neden iyi bir şeydir??

Şükür…. En az şeye bile şükretmek nedendir? Fazlasını istemek gereksiz midir? Hak etmeden mi istiyoruz ki şükür edelim.?? Neden hep alttakilere bakalım da üsttekilere erişmek için gayret etmeyelim. Şükretmek bir nebze yerinde saymayı getirmez mi??

Müsamaha……işte farklı olan..!!! zor buldum google da. Müsemma olarak kullanıyoruz sanki bunu hep. Müsemma göstermek gibi… meğer müsamaha imiş. Hoşgörü, anlayış, tolerans..işte bütün mesele…!!!! İşte en zor…işte hep beklenen.. işte alışkanlık yapan,,işte kullanılmaya sebep……arsızlık, hadsizlik vb bir sürü halleri peşinde getiren…dozu dozajı olmayan huy mu desem, davranış biçimim mi??

İşte bu 3 kafadar arkadaşı tanıştırdım sizlerle. Ben yeni tanımasam da hiç bu kadar samimi olmamıştım) fazla samimiyet tez ayrılık getirirmiş derler. Umarım öyledir….yoksa bu bahçeden hz. Harika olarak çıkacağım ben))))))

Sevgilerimle…

17 Ağustos 2010 Salı

PAZARLIKSIZ PAZARLAR...:)))


Sana normal bir Pazar anlatmak istiyorum filim… bize yabancı…biraz unuttuğumuz, biraz yaşayamamaktan ve üzerinde durmaktansa, kulak ardı ettiğimiz…hayıflanmayı sevmediğimizden, kendimizi sevdiğimizi çılgın kahkahalara boğarak anlatırken, çığlıklı minik tebessümleri, telefonun ahizesinin arkasına gömdüğümüz…normalden sıkılmış, normal insanların, aslında farkında olmadıkları bir PAZAR anlatayım mı sana??.. burada çokça yaşanan….izlediğim,,,zaman zaman haz aldığım,belki hayıflandığım… ama çokça ve sıkça, hadi be sende dediğim……….böyleyse eğer,, ya da madem…. Birbirimize iyi pazarlar dediğimiz buruk kahkahamızı yeğlediğim…. Pazar kahvaltısı..Pazar denizi, Pazar ailece gezmelerinin buhranlı coşkusunu…. Yüzünü buruşturup, sıkılmadan, saatlerce güneşlenen hanımların, ve buz gibi biradan keyif alan ama iş dolayısıyla çalan telefonlardan bıkıp..!!:)) gölge arayışlarına giren beylerin telaşlarından…..!! biz pazarı, cumartesi gecesinden sevmezken…plan ve keyif yapmaktan uzak yılgınların, biribirilerine iyi geceler bile demeden yatıp, gündüzün götürdüğü yerde uyanmaya çalıştıkları pazarları…. Varlık harcanıyor işte, yokluk özleniyor… kavuşunca napılır?? Deneyimlerimde yok. Gerçek paylaşımların, gerçek sefasını sürmedim hiç..!! sürdürdüğüm olmuştur. Dolayısıyla beklentilerde doğmuştur….ama kadın gibi kadın olup, çeyreğinin sürdürdüğü hayata yutkunmak da adil değil… belki o da görünendir. Bizde ki gibidir. Sadece gözün gördüğü bazen ne yazıkki yeterli değil. 5 duyu yaşlara yenik düşe de algıda yanılmamak adına duyumsama, hissetme olarak, çalışır durumda olmalı.

Filiimmmm..!! bizim pazarlarımız gerçek günaydınla başlayan, gerçek seni seviyorumla biten….alolaşmasak bile, birbirimiz için mutluluk metotlarının en samimisini, bulamasak bile düşündüğümüz.. yalnızlığın dibinin en gerçek ve asil hatta nadiren yaşandığı, güvenli, varlığımızın bilindiği, samimi, çocukca ve hep çok güzeldi… biz hep güzel ve gerçek yaşadık..kattık.. arttırdık.. hala kumbarada olduğunu biliyorum……..hadi çıkar harcayalım))))))))))

Seni seviyorum canım karakuzum… bir Pazar günaydınla beni. Bu öylece geldi…sana gelsin…pazarların daha sıcak, daha gerçek,, gönlümüzce olsun!!

10 Ağustos 2010 Salı

UZAN UZAKTAN…))


UZAN UZAKTAN…))

Gözünden düşeni mümkün mü gönlünde tutmak??? Benim gözlerim bozuk zaten.. üstelik yakını göremiyorum…uzaklar mükemmeeellllll))))))))))))) uzağa tutmam lazım netlik artsın diye…nasıl parlak görünüyorlar bir anlatabilsem..çiğ beyazlar parlıyor, simsiyahlar görünmüyor. Eskiden kendimi görmeye zorlar yakından daha iyiymiş gibi yakınlaşırdım.tevekkeli yakınlaştıkça bulandı her şey..meğer hep büyük istememde ki maksatta buymuş. Görünürlükleri daha iyi oluyor.objeninde , insanında….allahtan hislerimin astigmatı yok..

Bana bir şeyler oldu..ya da yaşananların miyadı doldu. Kendimi çok sakin ve huzurlu buluyorum. Kendimle karşılaştığımda hürmette de kusur etmiyorum))) kusursuzluğu da çok severim ayrıca mümkün mertebe.Eskiden kızıp hiddetlendiğim hiçbir şey umurumda değil artık. Sadece birkaç kelime söyleniyorum öyle kendi kendime. Daha önce de yaşamıştım zaten. Ne öyle gene gene kızılır mı hiç..!!!! kabul edişlerimle defedişlerim çabuklaştı. Ne kambur ne semer ne hengameyi kaldıramayacak kadar yorgunum…hafifim. Kuş gibiyim. Kanatlarımda var üstelik. Yeri dolmayan bir şey yok ki…! zor dolan var…dolması zaman alan var, doldurmak istemeyenler var ama dolmayan yok…hele boşluğumu çapraz ateşe tutanlar olursa…!!! ( bu arada inanılmaz bir müjdeci böceği sürüsü tam 15 dakikadır tepemde uçuşuyor. Dikkatim dağıldı)

Ben bir daha ki yazımda mucizevi bir şeyleri olanca duygu yükü ve coşkuyla, kelimeleri yettirip yazmak istiyorum…çürük domatesi nasıl almıyorsak, olayın, insanın, anında çürüğüne arkayı dönüp gitmek gerek…temizleyip kullanmak için çok gariban, çok yok, çok aç, çok çaresiz ve kafasız falan olmak lazım. Öyle bile değil aslında. Her şey herkesin elinde…….!!!!!!!acımalarımda gitmiş üzerimden…yaşasınnnn yuupppiiii)))))))))

Kaç zaman kandırılıp, kızdırılmaya, üzülmeye, dolandırılmaya, aldanmaya, takat gösterip, devam edebilirizki????????


Sevgiyle kalın..hoşçakalın..

DEGİŞŞŞŞŞ DEYİŞ…!!!!!



Gelip gitmek üzerine kurulu bir yaşam…. İnsanlar geliyor gidiyor, elektrikler geliyor gidiyor, rüzgar, yağmur, kar öyle… mutluluk ya da gözyaşı ona keza…..gitmesini beklemekte, gelmesini beklemekte zaman zaman ve ayrı ayrı güzel… üzülmeye değmez dedikleri bu olsa gerek…gidince gelecek…insansa…felaketse gelince gidecek…!!! Gitmeli gelmeli komşuculuk gibi.. kimi yağmur istemez damı akmasın diye, kimi yağsın ister ekini kurumasın diye…ikisinden de olur, ikisinden de olmaz)))) bir olur bir olmaz….damını onarmaz, yağmur yağmasın der, öbürü inatla kuraklığı hesap etmez diker… bir sürü fikirsiz inatla umut eder))))))))) fikirli napar ya????? Ben size demiştim der dolaşır ötekilere..!!!:)))) kendine napar??? Ben bunu biliyordum deyip deyip aynısından mı yapar???? Böylesini de hiç görmedim mi der?? Ya da demez….bakınır öylece…susar.. ne de olsa her daim anlanılacak bir şey var.. ya da bir türlü anlanamayacak.. bahane hazır.. ya devir değişmiştir, ya insanlar. Değişim…………. Her devrin kelimesi. Ayak uydurulmalı…fark edilmeli, yakalanmalı.. her şeyde değişkenlik varken aynılığın anlamsızlığı yakalanmalı…ay bile ilk dördün, hilal, dolunay,. son dördün….. herneyseee işte… mevsimler öyle 4 mevsim… dön dolaş aynısına yeniden gel..! sistemi de yok değil. Ama DEĞİŞ. Dönem dönem.., bir de değiştir var..!!!!! ama basamak atlamak yavaş olsun değil mi?? Değişimi anlamak lazım ki değiştirme değiştirilme gibi olası ve gayet normal olan hayretleri sindirelim.

Ne yazdın derseniz……….?? Tüm olan biten içinde)))))))) değişik olan karışık olmaz diye bir kaide de yok bu arada)))))))))))))))))))))

6 Ağustos 2010 Cuma

MUHTAÇ OLDUĞUM KUDRET, DAMARLARIMDA Kİ NASILSA NASIL OLAN KANDA MEVCUT….!!!! ANLADIM))




Kendini düşünmek ile kendini de düşünebilmek arasında gelip gittiğim,bu seferde bu sebeple sinir harbi yaşadığım yine iç içe bir dönem işte… geçiş dönemi dersek yine adına tamamıyle egoistleşmek gerek. Ama öyle böyle değil…kim ne yemiş, üşümüş mü, üzülmüş mü, mağdur mu olmuş, geberiyor mu banane yyaawwww deyip, geçip gitmek, (gamsız, pervasız, fikirsiz),bencilin tanımlaması içinde sanırım hepsi olmalı..ki damarların şıkışmadan, gün içinde relax ol.

Benim şimdi yaşadıklarımı, benden önce yaşayan insanlar nasıl bir geçiş yaptı acaba) geçti mi geçemedi mi?? Geçti de ne oldu??? Her şeyi de başaracağız diye bir kaide yok ama harp yapmadan ne şekilde atlatabiliriz birinden telkin almam lazım))

KENDİMİ GÖZDEN GEÇİRMEK…bunun adı..Sonucu kendimi gözden kaybetmek de olabilir)) belki de iyi birşeydir..!!! kendi kendimin göz önünde olmaktan kimbilir????kendinde de bıkılıyormuş demek arada.Beni gidi beni…..oksijen zihnimi açtı buralarda. Düşünecek az şey varmış gibi daha da irdeliyorum.Aslında öyle de değil. Ben hep başkalarının mutluluklarından beslenmişim. Başkaları mutlu olsun, kızmasın, rahat etsin ki ben mutlu olayım diye kendimi başkalarına seferber etmişim. Durup dururken aklıma kendim nereden geldiyse…!!!! Hiç düşünmediğim bir şeymiş meğer bu.. şimdi düşünür oldum. Ben neden mutlu olurum?? Ben ne isterim?? Herbirşeyin altından kalkmaya başarı diyorlarya hani..!!! enayilik bazen ayol bu…yorgunluk, kendini paralamak, hırpalamak.. delimiyim divanemiyim neyim?? Kimse sana yardıma çabalamıyor çünkü sen en pratiğinden yapıveriyorsun, hallediveriyorsun, düşünüveriyorsun. Oysa eli ağır, kafası basmayan, sakar bir şey olacaksın ki peşinden koşturup dursunlar işleri halletmek için…vay anasını sayın seyirciler.ana trafo gibiyim))))))) gerilim hattı da mevcut)))) en yükseğinden hem de.

Bakalım daha neler olacak..sesli konuştum biraz kendimle. Madem becerikliymişim ben bunu da beceririm evel Allah)))))))))))

Sevgilerimle…..

29 Temmuz 2010 Perşembe

ŞAKA MAKA DERKEN .... MEMO'S GARDEN:))






İŞTE BU BİZİM HİKAYEMİZ.. MEMO’S GARDEN

Aklıma gelen başıma gelir oldu.ya da tam bir çekim yasası. Memo’s Garden’ı babamın bahçesinin o yıllarda ki hikayesi olarak yazmıştım birkaç ay önce. Adına da Memo’s Garden demiştim öylesine. Bundan 1 ay önce evde otururken kardeşimin niye işletmiyorsun orayı sorusuyla başlayıverdi macera.Kiracılar yeni çıkmış ve o kadar harap bir halde bırakmışlardı ki….aylardan haziran.Sezon başladı başlayacak. Yapılacak dünya kadar iş….Odaların içi, restaurant, yer gök yapılması lazım. Nasıl olur, olur mu olmaz mı derken, malzeme araştır , ekip kur, kafada proje oluştur, hummalı bir emek sonunda ortaya çıkıverdi Memo’s Garden 5 hafta gibi bir sürede. Kolay değil… eksik bitmiyor inşaat aşaması bitince bu sefer süsleme aşaması başladı. O bitti bu sefer tabağı çatalı bardağı, koltukları masaları, sandalyeleri, aydınlatması. Sanırım ömrüm boyunca hiç bu kadar hızlı düşünüp, hayata geçirdiğim bir dönem olmadı. Hem beynim hem bedenim yoruldu. Bu sene bunları yaparken daha çok seneye programlamışım kendimi. Mükemmeliyetci tarafım bir eksik görünce, tüm güzellikleri unutup, kara kara düşünmeye ve hayıflanmaya itiyor beni. Oysa bir ben biliyorum kimse fark etmiyor. Başkası fark edince çok mahçup olurum zaten))

Beach clup olarak düşünmüştüm en başta. Odaları seneye ele alırım diye geçti aklımdan önce. Odaları yapınca haliyle restaurant girdi devreye. Oldu da bitti maşallah gibi bir şey)) ay, aman offff diye diye açtık. Beklediğimden daha şirin bir mekan oldu. Şımartayım azıcık kendimi. Öylede cici konuklarım oldu ki onları mutlu izlerken alıyorum bütün maneviyatı. Mutfak ve servis ekibimi de tamamlayınca dünyalar benim oldu. Artık bende keyfini sürüyorum konuklarımla beraber.

Bahçe mandalinalık ve zeytinlik olduğu için yeşillik şirin görünüyor herkese. 10 bungalovum var 2 ve 3’ er kişilik. Yarım pansiyon veya oda kahvaltı veriyorum. Gündüz plaj müşterilerim geliyor. Geceleri güzel bir mehtap, denizin sakin sesi….. buranın diğer bir özelliği de 50 km lik sahil boyunca denizi ve sahili kum olan tek koy olması.!

İşte şaka gibi evde otururken 5 haftada ortaya çıkan Memo’s garden’ ın hikayesi böyle… babamın şirin bahçesi…… tüm sezon boyunca hep şirin mutlu, keyifli konuklar diliyorum kendime)))

Belki imrenenler olmuştur)))) bu sebeple buranın REZERVASYON NUMARASI: 0 541 791 70 79 Assos ile Küçükkuyu sahil yolu üzerinde.

Herkesi bekliyorum… sevgilerimle…!!!

26 Mayıs 2010 Çarşamba

ARKADAŞIM EŞŞŞŞEEKKK:))))


BİR ADAM BİR EŞEK..!!

Tüm yorgunluğumu unutturuverdi merhhaabbaa ne kadar guzeeelllllll biırğ gozlukkk yeriii diye bozuk Türkçesiyle annemin mağazaya gelen bu yabancı bana..!!! bir müddet vitrinden içeriye dikkatlice baktı. İçeridekilere baktı. Annem fark edince a aaa bu adam gazetedeki adam diyerek kapıya çıktı. Sohbet böyle başladı. Bende yorgun argın assos’tan gelmiş, gidip baktığım, sorduğum, katalog ve fiyat aldığım yerlerin değerlendirmelerini yapıyordum, anlamadım önce konuyu annem beyefendiye nescafe ikram edene kadar.

Meğer bu huzurlu ve şirin insan eşeği Cina ile Türkiye turuna çıkmış. eşeği geçen gün kaybolmuş. Neyse ki biga da bulunmuş dün itibariyla. Nescafesini içerken bir yandan da mağazayı incelemeye ve soru sormaya devam etti anneme kim yaptı burayı, çok enterasan bir dekor ve tek diyerek. Annemde beni söyleyince bizim sohbetimizde öyle başladı. Bıraktım hesap, kitap, telefon trafiğini başladık sohbete bu Belçikalı güzel insan ile.zaten ses tonunu duysanız,anlatırken ki keyfini görseniz hiç göndermek istemezsiniz sizde. Günde en fazla 10-15 km yürüyormuş eşeğiyle. Türkiye’den de gürcistan’a geçecekmiş. İki lafından biri çok teşekkür ederim oldu. Sohbete, kahveye,her şeye… babam dışarıya hasır koltuğunu koymuş, sehpasına da kirazlarını..ona ne güzel, çok güzel, çok keyif diyerek olanca beğenisi ve huzurlu ses tonuyla iltifat etti. Yolların ne kadar güvenli olduğundan, hiç problemle karşılaşmadığından bahsetti. Yarım da olsa türkçeside var. Edirne’de kalmış bir dönem. Çok sevmiş orayı anlata anlata bitiremedi. Ülkemizi bizden daha iyi tanıyor yabancılar. Ön bilgiyle , bilinçli dolaşıyorlar.

12 yıldır yürüyerek dünyayı dolaşmış olan Smalgelaszlo Iwan szky marangozmuş. Aklıma hemen gel hadi seni assos’a götüreyim orada marangozluk çok iş var demek gelmedi değil hani))) 52 yaşında, her şeyden bir güzellik bulan bu kibar insana hayran kaldım. Hikayesini daha uzun dinleyip yazsaydım keşke. O an akıl edemedim. Sohbetten aklımda kalanlar bunlar.

Yeni insan, yeni hikaye, yeni bir hayat ufkunu açıyor insanın.Bir sürü şeye hayıflanır ve üşenirken bu insan teşvik ediverdi beni birden, cesaretlendirdi. Biz bırakın ülke veya şehir dolaşmayı civarımızda neler var onları bile bilmiyoruz. Tahta kuşlar köyünü çok merak ediyorum mesela Altınolukta ki. bir daha sefere ilk ziyaretim oraya olacak..

Sevgiyle kalın..

24 Mayıs 2010 Pazartesi

TÜM DUYGULARIMI MAHKEMEYE VERDİM:)) acımak, affetmek,umut etmek müebbet aldı:))


SITKIM SIYRILMAYA GÖRSÜN.

Anlamak, bilmek nedir…??? O halde umut nedendir?? Tecrübe ettiklerimiz ve tecrübelerimiz var ise, gayet tabi ki temkinli oluyoruz, algılarımız açık oluyor, bazen görünen köy kılavuz istemiyor. İnsanları işe yaradıkları kadar değerlendirmek lazım… kaç işe yaradıkları da önemli..!!ya da hangi işe..!! sıradan ve benzeri çok olanlarla cebelleşmek ne kadar yerinde saymak ve gereksizce aslında. Yapıyoruz ama bunu. İşde, evde, çoğu yerde. Bir yanından tutuyoruz,,, geliştirmek mi istiyoruz artık, öğretmek mi nedendir bilinmez,bu mülteci istekler…????, emek harcayıp duruyoruz… emeği verince de bir şeye yatırım yaptığımız için, karşılığını görmek, almak, hissetmek, seyretmek vs istiyoruz. Hele bir de alamayınca delleniveriyoruz doğal olarak… diyemiyoruz ki rabbim eksik yaratmış mahlukatı..!!! sana neeeeeee? Allahtan daha mı iyi bileceksin de nankör, yeteneksiz, vasıfsız bir yaratıkla uğraşıp, insan hesabına koyup, zaman tüketiyorsun..!! adam, ona yardım ettiğinin, onu sevdiğinin, ona fedakarlık ettiğinin farkında bile değil. İstemiyor ki öğrenmek.. istese öğrenmiş gelirdi sana zaten. Kendimiz edip kendimiz buluyoruz. Bunun başka bir izahı yok. Hep alttan, alttakilerle cebelleşmek denk gelişler değil. Hiçbirimiz bu kadar mütevazi olmayalım. İçimizde eksilmişliğimizi bastırmak duygusu da olabilir aslında bilinçaltı….seviye atlatalım derken, seviyeye inmek….sonra kendine inanamamak.. bunu eşle dostla paylaşmak asabi asabi…altını bakkalda satmak gibi…!! Değerli şeyler, değerlerince teşhir edinir, korunur ve alıcısını bulur. Yanlış varsa bir yerlerde o da budur…. Sizden yardım istenmedikçe, coşkuyla kimseye koşmamak lazım… ya da hep yardımsever taraf olmamak.

Adamın kaybedecek bir şeyi yok zaten. Kendi bir değer değil ki..!!!nolucakmış der geçer, seni de rezil eder.böyle bir mevhumu yok onun. Hayatında başardığı, övündüğü, göründüğü, tanındığı bir çevre edinememiş ki..doğa da ki sivrisinekler gibi bunlar. Kaşındırıyorlar milleti. Doğaya bir katkıları vardır elbet. Bırakalım ait oldukları yerlerde yaşasınlar…biz alalım elimize bir sheltox sıkalım gitsin…yoksa sıtma oluruz maazallah.Görevini yapmıyorsa, sorumluluğunu idrak edemiyorsa, sana duacı değilse, elinden başka bir iş gelmiyorsa, acımak niye ve ne haddimize!!!!! Ne hali varsa görsün. Kuş tüyü yastıkta yatırsan nolur ki samana alışkın o….. bize düşen bunlara bakıp şükretmek belkide..hem vasıflarımıza, hem varlığımıza, hem konumumuza, hem asaletimize, hem yüreğimize….. daha da büyümeyi öğrenmek, büyük olanları seyretmekle olur. Büyük düşünenleri dinlemek, büyük işler başaranları takip etmek, cesareti, azmi, gayreti örnek almak.

Bildiklerimi hatırladım ben…. Beynim seme gibiydi birkaç aydır..insanlar amma rant yaptı haa.. Gerçi helali hoş olsun. Bir vakit bir yerlerde idrak edebilirliklerine hala umudum var.nasıl kapatmışım kendimi…sıdkım sıyrılınca kendime geldim..tabaka kaplamış gibi giyinmişim çileyi. Yazık ama diye diye tüketmişim zamanı… zararda olmayayım diye daha bir yatırımla vermişim kendimden. Basiretim bağlanmış. Neyse ki çözdüm onu….biliyorum artık… bazı insanlarla bir tek iş yapılır…1. gr lık olursa kişi , karşılığında 5 gr ağır gelir. Dengede durmak zorlaşır. Ağır basaaarrrrrr…. Seviyor bunlar tek ayak üzerinde cezaya girmeyi.Gerek yok….gel seni işe alayım demek yok…. Sıraya ve hatta hizaya sokmak lazım))))))))))) anasından emdiği sütü de burnundan getirmek lazım. Sütlü sümük yani))))))) günün birinde denk gelirseniz beni anın… elimden geçmiştir)))

sevgilerimle…

23 Mayıs 2010 Pazar

KENDİNDEN KAÇAK..!!....yarim keskin bıçak...



hani tam cuk oturdu deriz ya.... bu ekrem bey'e nasıl teşekkür etsem az. bu aralar başıma sık sık geliyor. profilimde bir şiir, inboxta bir not, veya paylaşımımda bir yorum.... hani o an ki ruh halimi, düşüncemi, söylemek istediklerimi yazın ne olur diye tembihlesem bu kadar olur..hepsi bir birinden anlamlı, o gün veya o an için üzerine gelen cümleler..ben bu çekim yasasını iyi kulllanıyorum da paraya dönüştüremedim bir türlü:))))) ekrem bey'in gönderisini aynen paylaşıyorum ve ona çok teşekkür ediyorum....:

Kendisinden kaçan insanlar...

Hoşlanmadığımız durumlar karşısında en sık başvurduğumuz çözüm yöntemlerinden birisi kaçıştır.

Bu kaçış bazen bilerek ve planlayarak yapılır. Örneğin; hiç hoşlanmadığı bir iş arkadaşının yemek davetine, bahane uydurup gitmemek gibi. Bazen ise biz bilinçli olarak, farkında olmasak da, ruhumuz istemediği durumla karşılaşmamak için kendi kaçışını gizlice planlar. Örneğin, aradığı zaman kavga edeceğini bildiği sevgilisini telefonla aramayı unutmak gibi. Ruh her iki durumda da karşılaşmak istemediği duruma karşı kendi savunmasını oluşturmuş, kendince dış tehdide çözüm üretmiştir.


Peki, ama ya aslında karşılaşmak ve yüzleşmek istemediğimiz kendimiz isek?
Her insanın bir “gerçek öz”ü olduğunu biliyor ve kabul ediyoruz, ama bunun yanında her insanın bir de kendisi için yarattığı “ideal imaj”ı vardır. Eğer o kişinin kendisine biçtiği imaj, aslında varolan gerçekten uzakta ise, içinde çatışmalara sebep olur.

Kendisini dış dünyaya sunma şekline kendini o denli kaptırmıştır ki, gerçekte yaşadığının bunun tam tersi olduğu gerçeği, görmemesi gereken bir bölümdür. Böyle durumlarda kişi, adeta kendi yaşadığı olayları veya yaptıklarını, kendi dışında oluyor gibi algılamaya başlar. Savunması budur.

Kendi gerçeği ile yüzleşmekte güçlük çektikçe, kendisinden kaçmaya başlar. Olabilecek en zor kaçışlardan birisidir, kendimizden kaçmaya çalışmak. Kendisiyle yüzleşmenin ağır yükünden kurtulmanın yolu güçlüklerinin sorumluluğunu dış etkenlere yıkmaktır. Yani her şey dışsallaştırılır.

Kendisinden kaçan insanlar, kendi eğilimlerinin başkasında olduğundan kuşkulanan insanlardır. O kadar ilginçtir ki, kendilerindeki zayıflık, onların başkalarında en fazla eleştirdikleri ve lanetledikleri konular olurlar. Bizler, başkalarının küçümsemelerine karşı türlü çeşit savunmalar oluşturabiliriz. Savunulması en zor yer kendi kendimizi küçümsememizdir. Çünkü kendimizi küçümsememize kaçacak yer yoktur. Dış dünyaya karşı bir cengaver ve hakların savunucusu rolünde iken, kendi zaafları ile yüzleşme konusunda korkak olan insanların zaman içinde kendilerine yönelik öfkesi birikmeye başlar.



Kendisine yönelik öfkeden kurtulmak isteyen insanlar için en sık başvurulan savunma mekanizması gene aynıdır: Dışsallaştırma. Yani kendi içindeki kendisine yönelik öfkeyi, kendisinden kaçarak, kendi dışındaki insanlara yönlendirir. Kendisinin haksızlığını bildiği için zihnin en derinine ittiği ve kendisine öfkelendiği konuyu, birileri kendisiyle yüzleştirdiği an, öfke nöbetleri yaşayabilir. Bazen ise kendine öfkelendiği konu, başkaları bunu yapıyor (kendi değil) ve o da bunlara öfkeleniyor, gibi ortaya koyduğu bir durum haline gelebilir.
Kendisinden kaçma çabası içinde olan insanın, öfkesini dışsallaştırmasının bir diğer yöntemi ise bedenselleştirmesidir. Bilinç dışında kendisine yönelttiği öfkeden kurtulma yolu olarak, bedeninde bazı şikayetler yaşamaya başlar. Geçmek bilmeyen baş ağrıları, sıkıntılı mide ve bağırsak problemleri, cilt rahatsızlıkları en çabuk kendini gösteren savunmalardır. Buradaki en enteresan nokta, psikolojik terapi süreci içinde eğer o kişi öfkesini görür, bilinç düzeyine getirirse, yani yüzleşirse, tüm bedensel rahatsızlıkları bir anda yok olur.


İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİ - Human Resources Management

21 Mayıs 2010 Cuma

KİLERİMDE FARE VAR..:)))


yine depodan kullanma günleri... temkinli kadınım vesselam..arttırdıkça eksiltmek gibi birşey belkide.!!! zahiyattan iyidir, çürütüp atmaktanda... önce biriktiiiirr, sonra ye... ya da dağıt istersen..!!! HER TÜRLÜÜ..:))) kullanmalısın ama bir gün.... sakın çöpe atma...bu yüzden zamanını iyi kolla..!!!


GEÇER
Öyle bir geçer ki zaman bilemezsin neyin geçtiğini,
Sorarlar??
Zaman mı dersin,
Sen mi dersin,
Ne dersin?
BEKLE GÖR MÜ,
YA DA ÖL MÜ?
Susarsın bir deerrttt,
Konuşsan ayrı….
Sorarsın yine de bir bilene, biliyor diye
Tam söyleyecekken o da susar…
Bakakalırsın öylece…
Bir tek sen bilirsin,
Bir tek sen söylersin…..
Söyle hadi kendine..!!!!!



KENDİME
Diyorum ki kendime sabret..!!
Aceleci özlemleri denedin birkaç kere,
Zaman kaybı olmasın diye..
Görmüyor musun vardır her şeyde bir hayır..!!
Sonrası temelli bir kayıpsa beklesene..
Aşka dair değil yazdıklarım
Her türlü.
Ondan olmadık mı zaten hüzünlü???
Konuş kendinle,
Sana sabreden ben var, görmüyor musun sende??
Beklerken haktan bekleme..
Hakkın elinde.
Kullanmazsan da geç kalırsın saadete.
Merhamet ederken ona, acıtırsan kendine,
Kızmaya yer arama, al şapkanı önüne..!!
Unutma
Seni dinleyen bir sen var içinde….

GERÇEK OL..!!
Gerçek ol,
Var görünüp, yok olmak niye,
Ya da varlığımı yaşatmak içinde?
Ya ol ya olma.
Hayal uzak olandır,
Neden kurarsın ki yanımda?

KOY
Çıkar beni sakladığın yerden,
Ben kendimde saklıydım zaten.
Beni bende bulmuştun
Şimdi yerine koy lütfen….

SALAK
İnat edeceğine farkıma var,
Farkımı gör,
Fark yarat…!

İYİ
Ben seni unutmam iyi isen,
Ama alelacele göstermelik istemem,
Aheste iyilik severim ben..!!

5 Mayıs 2010 Çarşamba

ÜTOPYALAR FARKLI.....


ÜTOPYAMIZIN FARKI

BENİMKİ:

İSTENEN (ÖZENDİRİCİ) NİTELİKTEKİ ÜTOPYA

Fârâbî’nin Ütopya

Platon’dan etkilenen Fârâbî, "Medinet’ül Fâzila" (Erdemli Şehir) adlı eserinde böyle ütopik bir devlet tasarlamıştır. Ona göre, insanlar yardımlaşarak bir arada yaşamalıdır. Sağlıklı bir organizmada bütün organlar nasıl uyumlu bir şekilde çalışıyorsa, toplum da böyle olmalıdır.
Kötü insanlar toplumdan çıkarılmalıdır. Erdemli şehirde gerçeklikler, doğruluklar, iyilik ve güzellikler birleşirler. Bunu sağlayan bu şehrin yöneticisidir. Yönetici, peygamber ile filozofun erdemlerini(zeki,dürüst, doğruluğu seven hafızası kuvvetli) kendinde toplayan kişidir ve bu özeliklerini topluma yayarak devleti yönetir. Bireylerin de yöneticinin bilgilerine katılmasıyla mutlu bir şehir doğar.

Tommaso Campanella’nın Ütopyası

"Güneş Devleti" adlı eserinde ütopik bir devlet tasarımı yaparken, o da Platon’un etkisi altında kalır. Güneş kentte her şey ortaktır. Aile yoktur. Eşlerin seçimi yönetimce yapılır. Kent bir rahip tarafından adilce yönetilir. Herkes dört saat çalışır. Geri kalan zamanda sanat, eğlence, okuma, beden ve ruhları eğitme gibi zevk veren işlere ayrılır. Yöneticinin yetkisi mutlaktır. Adları "Güç", "Akıl", " Sevgi" anlamına gelen üç yardımcısı vardır.

VE SENİNKİ:

KORKUTUCU NİTELİKTE Kİ ÜTOPYALAR:

Aldous Leonard Huxley’in Ütopyası
"Yeni Dünya" adlı eseri bir bilim-kurgu özelliği taşır. "Yeni Dünya" da teknoloji çok gelişmiştir. İnsanlar suni yoldan üremektedir. Evlilik yoktur. İnsanlar çalışır ve eğlenirler. Hastalanma ve yaşlanma yoktur. Geçmiş, tüm değerleriyle yok edildiği için, geçmişi düşünme ve özlem duyma yoktur. Bu ütopya , doğal yaşamdan kopmayı dile getirme açısından geleceğe ilişkin bir korku ütopyasıdır.

G. Orwell’in Ütopyası [

George Orwell, "1984" adlı eserinde despotizmin (zorbalık) egemen olduğu bir dünyayı tasvir eder. Bu ütopyaya göre, dünya eşit güce sahip üç bloka ayrılmıştır. Yönetenler tek egemen güçtür. İnsanlar yöneticilerin korkusu ile sinmiş, özgürlükler kaldırılmış, ahlâki ve insani duygular yok edilmiş, düşünme ve düşündüğünü söyleme yasaklanmış, yaşam tüm güzelliklerini yitirmiştir. Hiç kimse birbirine güvenememektedir. Çoğu kişiler casustur. En yakınlarını yönetime gammazlama bir ödev haline getirilmiştir. Bireylerin kişilikleri tamamen silinmiştir.
Orwell bu eserinde, gelecek üzerine korkularını dile getirmiştir. İnsanları, modern dünyayı etkileyebilecek sorunlar üzerinde düşünmeye yöneltmek istemiştir. Ekonomik Ütopya bu eserde genellikle Dünya'yı değiştirmek amacı ile yazılmıştır

4 Mayıs 2010 Salı

YOKLUĞUN ŞEREFİNE......


RENK
Rengarenk kahırlar içinde miyim?,
Bembeyaz matem mi?
Yok yok
Simsiyah mutluluk bu…..

BEN
Pembe bir nefes verdiğim bir anda,
Bazen mavi bir bulut,
Sarı bir güneş,
Ya da tam da gökkuşağının altında,
Gri bir dumanı görürken,
Kapkaranlık olmayı da becerenlerdenim.
Aynı anda ak pak düşüncelere geçirirken kendimi,
Saydamlaşmakta var becerimde

SEN
Sen hep birini geçmeye çalışıyorsun hayatında
Kendi içinde ikincisin…
Yapma, yorma…
ADIM(LA), adımla…..

BİZ
Çok bekledim kendimde, kendiliğimden,
Şimdi gidiyoruz,
Bir ben bir de ben..!!
İkimiz teferruatsızca, tesadüfen….

CİN
Hep görünmem ben öyle,
Kafanı hızlı çevir.
Ya da kapat gözlerini
Hayalim sana gelir..!!

SOKAK
Sokak ıssız,viran,soğuk dalımdan…
Kafes istemem ama
Bu gece
BENİ ALIN BURADAN….

GECE
Adam sevemedim belki ama
Geceyi sevdim.
Karanlıkta olsa,
Yalancıdan daha aydınlık…!!

İMLA
Sen noktasın
Ben virgül
Bizden olur noktalı virgül.
Ben paranteze aşığım,
İçine alıyor beni…..!!!!!

KOVMA
Bu kadar kovma
Giderim.
İstediğin gitmem değil sevgilim.
Sen…
Ben kadar cesur da değilsin,
Seyredemezsin,
Üzülürsün,
Yazık olur sana sevgilim..!!!

3 Mayıs 2010 Pazartesi

İŞTE ÖYLE BİR ŞEY....!!!




GİBİ

Duygusunu ifade edenlerle,
Boşluğunu çaresiz yaşayanlar gibi.
Arayıpta bulamayanlarla,
Bulupta, bunayanlar gibi
Yerine koyamazken,
Yeri boş kalmayanlar gibi.
Bendekiyle,
Sende olmayan gibi,
Sendekiyle,
Ben olamamak gibi.
Erkeklikte ki eksiklik,
Kadınlıkta ki fazlalık,
Azaltmak gerekirken,
Çoğaltmanın önüne geçememek gibi.
Hiçbirinde yokken, hepsinde olmak,
Vazgeçememek gibi.
Lor yemek varken,
Zor çekmek gibi.
O bir kere sevmişlik var ya…….
Servet varken,açlık gibi,
Sermaye varken, iflas gibi,
Çokluk varken, yokluk gibi,
O dönem………
Her şeyin üzerine aktığı oluk oluk,
Aşılması çok zaman alan bir zorluk,
Anlatılmaya çalışılan bir suskunluk,
Benzemek gibi,dinlemek gibi, boyun eğmek gibi


12

Her şey 12
Saat 12
Gün 12
Ay 12
Bir yaş değil 12
Bir de vuramadığım hedef……


TİRYAKİ

İşaret parmağıyla, orta parmağının,
Nikotin kokusunu sevmeyen,
Söndürdüğü izmaritin,
Sabah ki kokusuna küfreden,
Öksürdüğünde gelen, balgama kahreden,
Tiryakiye, tiryaki demem ben)

30 Nisan 2010 Cuma

BÖYLE YAŞANIRMIŞ HEP AYRILIKLAR......





Biz ne güzel bir aileyiz…. Ayrılıklarımız,, kendi payımıza düşen yalnızlıklarımız, yokluklarımız olsa da, kötüsünü birbirimize hissettirmeyen, her hangi bir durumda hemen kenetlenen, saygı, sevgi dolu…. Bir daha, bir daha gurur duyuyorum,,, mutluluk ve şükran gözyaşları akıtıyorum,, şanslı olduğum için kendimi ayrıcalıklı ve ödüllü hissediyorum.

Çocuklarımızın ne zaman temsilleri, seyahatleri, toplantıları olsa hep beraber hala büyükbaba, dede, baba, anne toplanan….ilişki ve bağlarını hiç koparmamış, nadide bir aile olarak görüyor ve yaşıyorum.

Canım kızım Tuana bugün okul gezisiyle Almanya’ya gitti 7 günlüğüne. Bu bizim ilk ayrılığımız. Benim zaman zaman 3-4 günlük seyahatlerim olmuştu hep. Biliyordum evdelerdi ya da hala veya anneannelerinde….. ama bu ilk göz ağrımın, bizim evden gidişi. Yılların ne kadar çabuk geçtiğini, ve daha da çabuk geçeceğini, bir gün gittiğinde, yatağında artık çok nadir yatacağını düşünmek …….. onun büyüyüverdiğini idrak etmek….boğazımı düğümlendirdi. Biliyorum arkadaş grubuyla çok eğlenecek, bir sürü anıyla dönecek ama…. Ama işte… ilkler hep böyle buruk demek. şimdi bilmediği bir evde, bilmediği insanlarla, bilmediği bir yatakta 6 gece geçirecek benim kara kuzucuğum...öööffff,,,

İç sesim rahat durmadı bugün. Daha nelere alışacağıma dair....katı durmaya çalışıyorum ve neşeli. Canım eve girmek istemiyor bu akşam… sanki 7 gün geçmeyecek gibi. Ne sersem bir duygu. 2 sene sonra üniversiteye gittiğinde ne yapacağım ben??? Biz 3 ümüz büyüdük. Hatta ben en küçükleriyim. Beni bırakırlarsa yaramazlık yapabilirim)))))). Onlar beni dizginliyor, kök saldırıyor. Hayatımın doğruları…. Evimin neşeleri,,, biricik arkadaşlarım…

Hani utanmasam ne üniversiteye yollayacağım, ne de evlendireceğim onları))) çok bencilce di mi???? Peki tamam madem. ALIŞACAĞIM…bunlar mutlu yokluklar..!! göz göre göre nelere alışmadık, sineye çekmedik ki????

Aahhhh harikacım,,,,, hem yolun uzun, hem işin zor…!!! Kolay gelsin bana…

Sevgiyle kalın…

29 Nisan 2010 Perşembe

suçlu sıçancıklar...!!







Suç işlemek… ne kötü bir kavram…!!! Ne altından kalkılmaz bir duygu olsa gerek. Kontrolsüz bir beynin bedelleri. Herkesi Allah yaratıyor da neden eksik yaratıyor bilinmez. Ya da kişiler neden eksikliklerini tespit edip, gidermezler, gelişmezler, ışıl ışıl durmazlar hayatta??

Suç işleme potansiyeli genetik midir acaba? Ya da çocukluk, eziklik yine devreye giriyor mu? Zor bir seçim aslından bir insan için. Ama sanırım yapılırken pek seçim olmuyor. Gerçi planlı olanları da var. Planlayarak yapmanın cezası daha ağır oluyor. Ceza deyince ne rahatlatıcı bir duygu cezasını bulmak….. kötüler ceza ile iyileşmiyorlar ki..!!!! zavallı onlar… hayatın namümkünleri..yaratılmışlar işte o kadar. Hep diyorum ya yer kaplıyorlar hayatta. Diğer insanların oksijenlerini emiyorlar. Faydalı birey olmayı reddediyorlar, anlamıyorlar. Sevgisizler, sevgisiz büyümüşler ne sevmeyi ne sevilmeyi tadabilmişler…

Bir insan kötü düşünerekte suç işler..!!! suç illaki cezai hüküm gerektirmez. İnsanın kendi kendine işlediği suçlar vardır. Belki kendinden başka kimse de bilmez. Aileden gizli sigara içmek gibi mesela en basit suça, suç sayılana başlangıç..!! iyi bir şey olmadığından kabahatli davranışlara giriyor. Ve yalan atmaya ve inkar etmeye yönelir insanlar. Alışkanlığa mı dönüşüyor nedir çoğu kez????

Ah bu çocukluk dönemi….!!!!!!! Çocuğun karakteri 7 yaşına kadar otururmuş. Ama bizde evlilikler sağlıklı yapılmıyor ki çocuk sağlıklı olsun. Sonra o çocuk gidiyor başkalarının canını yakıyor. Düşünme mekanizmaları gelişmiyor. Sebeplendirip iyi hal olarak sonuçlandıramıyorlar. Ve aramızda dolaşıyorlar. Ne kötü…!!!! Darmadağınık bir hayatta, darmadağınık, suç işleme potansiyeli olan başka kişiler edinip gruplaşıyorlar. Büyüyorlar yaşça. Yaşadıkları süreçte hep içinde hata olan davranışları yapıyorlar. Ya arkadaşının karısına göz koyup adileşiyorlar, ya düzgün bir kardeşleri varsa onun çevresine girmeye çalışıp daha üstün gözükme planları yapıyorlar, ya iş arkadaşlarının kuyusunu kazma, onu küçük düşürme , ayağını kaydırma güdülerini güçlendiriyorlar. Düşünce suçu işliyorlar anlayacağınız. Dengesiz ve uyumsuz bir birey olarak huzur kaçırıyorlar. Sinek ufaksa da mide bulandırıyor. Bir de düşünsenize bu kişiler yakın çevrenizdeyse üzüntü duyuyorsunuz onlar için. İyi dilekleriniz ve yapıcı tutumunuz kar etmiyor. Kalbi katılaşmış, kafa tası kalınlaşmış çünkü. Uzatıp elinizi ona yardımcı olmak o kadar zor ki!!! doktorluk vaka. Ama sevgiyle beslenmedikçe de çözümsüz vaka bence. Diyorum ya acımaktan başka yapılacak bir şey yok suçlulara. Bir insan da nasıl utanma duygusu olmaz acaba?? Hani deriz ya yüzünü eşek derisi kaplamış diye!! Alışmış herhalde ailede aşağılanmaya normal geliyor onlara… sıra dışı hareketlerde bulununca dikkat çektiğini mi sanıyorlar acaba?

Evdekileri düşünmeden bütün yemeği gizlice bitirenler,para saklayanlar,okuldan kaçan çocuklar, karılarını dövenler, ödeyemeyeceklerini bildikleri halde arkadaşlarını kefil yapanlar,kişiyi sevmediği halde beleşten bir evde kalanlar, gizli gizli karşı komşuyu dikizleyenler, kapı dinleyip dedikodu yapanlar, aldıkları bir şeyin parasını da söyleyip, kullanmaktan ziyade göstermekten zevk alanlar….say say bitmez suçlu haller. Hani muhtaçlıktan ekmek çalan ceza yatıyor bunlar elini kolunu sallaya sallaya dolaşıyor.

Tek başına suç işleyenler ,kendilerine yapıyorlar. Mesela doktorun yemeği yasak ettiği bir şeyi yemek istiyor bir hasta. O kendine iyi etmiyor. Zararı kendisine işlediği suçun. Ama göz göre göre başkasını incitmek, birinin acısından beslenmek pek insanca görünmüyor. Birini güldürmekten haz almaktansa, ağlatıp zevk almak nasıl bir egodur ki? kendi kendilerine kaldıklarında ne düşünüyorlardır acaba bu insancıklar? Nasıl bir psikolojileri vardır ki?
Kaşına kaşına sırıtıyorlar mıdır acaba oh ne iyi ettim yaşasın diye? Yoksa bir taraflarında insanlık var mıdır? Pişmanlık, utanç, üzüntü gibi duyguları yaşıyorlar mıdır? Yaşasalar kötü kalmazlardı ki öyle değil mi? Ben varım demeye öyle geç başlamışlar ki, sonradan görmeler gibi azıtıyorlar işte. Varlılarını , dikkat çekmek, şiddet kullanarak delikanlılık yapmak, bilgiçlik taslamak gibi ispat etmeye çalışıyorlar.

Bu yeryüzü zararlılarına ne yapmak lazım??? Bir fikri olan var mıdır? Öbür dünya ile avunarak ömür tüketeceğiz anlaşılan arkadaşlar..!!!!

İyilik okulları mı açsak? İyi düşünebilme ve kalbini de katabilme terapileri mi düzenlesek? Bir tılsım mı yapsak? Vicdan mı eksek? Bir hap mı icat etsek bilemedim ben. Bildiğim tek şey bu kötüleri başkasından dinlerken de, bizzat yaşarken de acı çektiğimdir. Üzüldüğüm halde elimden bir şeyin gelmediğidir. Yapıcı tarafımı yapamayıcı olarak görüp çaresiz kaldığımdır.Bu kötüleri kırmızıya boyamak lazım ki, bilmeyenler zarar görmesin, yara almasın, uzak dursun..!

Suçlu, mutlu…suçsuz, mutsuz yaşıyoruz işte…………..

Sevgiyle iyi kalın..
Bu gadget'ta bir hata oluştu