25 Şubat 2010 Perşembe

köpeksiz köy bulup değneksiz gezenler..!!


düşünüyorum da hepimiz aynı olsaydık ne olurdu acaba?? böyle binbir huylu çoklukta mücadele etmek ya da etmemek...!! bakıyorsunuz, ciğeri beş para etmezlerin içinde, söze bile üşeniyorsunuz.ama halletmeniz gerekiyor.yıllarını silik soluk yaşamışlara vermişler bir mevki...yapmış orayı ego tatmin yeri... korkak çalışıyorlar hepsi çünki mevkileriyle var olduklarını, yürekleriyle ise evrende az bir yer kapladıklarını biliyor onlar. bu sebeple saldırgan, hırslı,küstah oluyorlar.ezerlerse önlerine kimsenin geçemeyeceğini düşünüyorlar,geç buldum çabuk kaybetmek olmaz misali yapışıyorlar koltuklarına.oysa değil tabure,kuru taşın üzerine bile layık değiller:))ama bu tiplerin farkındalıkları var. sevilmediklerinin farkındalar,başaramamış olduklarınında farkındalar.bu yüzden bencil ve kapalılar.hani ben ne insanlar gördüm üzerinde elbise yok..,,ne elbiseler gördüm içinde insan yok misali..!!!farklılıklarla bir arada yaşamayı diline dolamış ama beceremeyenlere,inanmadığı her sözü yüzünü kızartmadan kendi bulmuş gibi konuşabilenlere hayretim.ezber kültürü.... gitmiş seyretmiş, bakmış bu laf alkış alıyor..ezberlemiş yersen misali,bülbül gibi şakıyor.yok ki kendine ait bir fikri....zaten bunun böylesinin kendiside yok..!!! çevresinde ,ailesinde saygınlığı yok.. cesaretleride olmaz bunların böylesinin.yanlarında illa bir sanço pançoları olur bu donkişotların.... bırak allahını seversen diyemiyorsun, sinek ufak ama mide bulandırıyor.bunlar dar ayakkabılar gibi nasır yapıyor....

daha neler göreceğiz fani dünyada. bir de bunlar fani olduklarını bir hatırlayabilseler.köpeksiz köyde değneksiz gezerken eşşek arısı soksun herbirini:)))))

23 Şubat 2010 Salı

kıskançlık dedikleri....??


kadınlara ait olduğu düşünülür çoğu kez.. kadınların ki kıskançlık değil aslında.düşünme üşengeçlerinin kolay yollu karalaması bu. kadın yapılan saygısızlığa kızar.mesela yanında ki adamın dikmiş gözleri, hem de karşında oturan kişiye.ne hissettirmek istiyorsa ona, ya da kendinde ne tür bir eksikliği doyuruyorsa..!!!bunu farkeden diğer kadın, kızmakla kıskançlık yapmış oluyor çoğuna göre. hayırr hemde HAPHAYIR..!!saygısızlığa kızmak bu! ne yapılmaya çalışılıyorsa göz göre göre aptal olmadığını gösteren bir tepki bu..!! karşındakinin güzelliğini, tavrını çekemezde karalamaya çalışırsan budur kıskançlık.zaten bu özgüveni olmayan insanların işi,her kişi de olmaz. oysa senin yanında,sana rağmen,karşıdakinin aklından bile geçmezken seninle ilgileniyorum halini hissettirmeye çalışan anlamsız ve ezik hareket tarzınadır sitem.çoğu insanda var bu huy.bu kadın ya da erkek farketmez ama akılla da ilgili bence.sana yanında ki lazımsa,onu akıllı da buluyorsan enayi hesabına koymayacaksın..!!hele hele sana yapılmasını istemediğin birşeyi başkasına hiç yapmayacaksın.birşeyi anlatmanın en güzel yolu aynısını yapmak oluyor.oluyor da işte böyle böyle eksiliyor duygular.

bir başka davranış biçimi daha var. ilgi çekmek isteyen kadın bunun için elinden geleni yapıyor.kadın diyorum erkekler daha temkinli bu konuda.yanında erkek olan bir kadına, erkeğin yanında yılışmıyorlar en azından.neyse dönelim konuya.kadın sohbet açmaya çalışıyor yada sürekli oturup kalkıp göz takibinde olmak istiyor,kendince sorular bulup hep de sizin yanınızdaki zatı muhtereme soruyor. sizin ki ise bundan bir hoşnut bir hoşnut:))) şimdi diğer kadına yapılan bu saygısızlığa tepkinin adı mı kıskançlık?? hayır elbette!!! bir kadın belleyip onu alt etmek için çaba gösteren aptal aptal davranan kadının halinin adıdır kıskançlık.olgun ilişkilerde kadın, diğer kadının yaptığı bu garip tavırları partnerinin hissedip kendinden yana tavır belirlemesini ister.böyle yapılırsa tartışma olmaz.sonradan söylenen sözlerinin önemi yoktur.yap da görelim benim canım kulağıma fısıldananlara inanmak değil,bunların tamamını yaşayarak hisstmek ister diye düşünür kadınlar.

herkes saygı bekler.kendini değerli ve özel hissetmek ister.hele hele beraberliğinden doygunsa kişi ve aylarını vermişse,emeği geçmişse bu sevgiye bu aciz davranış biçimlerini görmek istemez.1 dakikalık gerizekalılıkla yaşadığını heba eden yarım akıllılar burada düşünmeli. beraberlik yorgunluk getirmeyecek.arkadaşlıktır kökeni,dayanışmadır bu. bıcır bıcır sohbet edebilmek,akıl jimlastiği yapabilmek,kalabalıklarda BİZ olmayı temsil edebilmektir.aklımın almadığı şey.. gözgöre göre bu yorgunluğu ilişki başlığı altında sürdürenler. at gitsin kardeşim...insansın sen!!! fikri zikri gelişmemiş insanlarla ne işin olur??bırak onu hayatın içine.... büyüyecek mi küçülecek mi ne yaparsa yapsın!! aynı çileyi kime çektirirse çektirsin.alternatifsiz misin?? ya da yalnız ol.en asili. kim acıtabilir ki seni?? insan değerlidir.değerini teslim ediyorsan sen bilirsin!!!!hak etmiyorum diyorsan eğer izin verme.....!!

ne ahkam kestim yine değil mi:))))hayat bir gündür o da bugündür...!!duyguları bitişik ,içiçe değil,ayrıştırarak ve düşünerek yaşayın..!!sevgiyle kalın....

21 Şubat 2010 Pazar

ehli dumdum'dan, arabın yalellisine....:)))))


*** hayat kendini törpülemektir..,kendinle ilgilenmek,konuşabilmek kendinle...soru sorabilmektir sana..!!!ama en önemlisi kendinden cevab almak..... varsa verilecek cevabın, özünle sohbet edebiliyorsan, durma devam et..!!!
***zaman kendini vermez sana bekleme...bencilliğin sana zarar..!!! git yetiş zamana..!!
***bela oluverince çağreler..cızırtılı geliyor evrensel sesler.!!
***ASLINDAlarımız var hepimizin.haykırmak şöyle dursun,içimizden fısıldamaya takat göstermeyip,cesaret edemediğimiz.bazen söylerken bile içimizden inkar ettiğimiz ASLINDA....
***orta parmakla,baş parmağın aşkı gibi aslında.beraber şakırdamak varken...baş parmağa neden git dersin,sakil görüntünle..!!???
***tüpsüz dalanların vurgun yeri...AŞK EVİ:))
***geç kalmışlığına da geç kaldın...dinlemem..!!
***kendini bazenlerimde ara..!!!
***yaşadıklarımın bir aslı var bir sureti..,fotokopi yarim:)))
***alışılmış arsızlıktır çoğumuzun alıştırılmış hayatı!!!
***O senden gidene kadar,senin onda kalmanı ister..!!! salarsa kovamaz,kendini senden!!
***dertlerden dert beğenmek bizim ki,,,dertsiz insan olmaz misali..!!!
***geceye külfet değil,,misafir olun ki ağırlasın sizi..!!!
***içimde titiz bir salıklık..,salaş bir itina var..!!
***geldiğinde olamazsan, gittiğinde dönme bana.. sende ki, İLLA Kİ,bende ki, MUHAKKAK..!!
***hüzün sıvalı insanlar..!! dökülsün sıvalarınız!!!
***en geciktiğin erkende..az daha bekle...GELME..!! zaman ziyanesi sendeeeee..!!!
***herşey hep bende...ve hiçbirşey ile:))))
***ne sen desen doğru, ne ben desem doğru..biz de inkar en DOĞRU..!!
***DIŞINDA KALMA....İÇİNE AL..:))))

not defterimi sevme günümdeyim...içini doldurduklarım seslendi:)))ben de duydum.çarşıya çıkmak isteyen çocuklar gibi heyecanları...bende çıkartıverdim:))))salamıyorum hepsini birden.,,kaybolmasınlar diye..! sorumluyum tüm cümlelerime!!!!

negatifler dışşaarııııı,,, pozitiflerrr içeriiiii ..!!! cicişler haklı:)))))


OLUMSUZ İNSANLARDAN UZAK DURUN
.Hepimizin içinde hem kötülük hem iyilik vardır. İçimizdeki iyi ve kötü birbiriyle çatışır ve
biz bu çatışmada (Jung) hangisini seçersek onu yaşarız. İyi olmak da kötü olmak da elimizdedir.

Bütün dinlerin bize gösterdiği hedef, içimizdeki kötülüklerden kurtulmak ve yaşadığımız her gün seçimlerimizi iyiden yana yaparak olgunlaşmaktır. Bütün dinlere göre hayatın amacı olgun bir insan (kâmil) olmaktır.
Bu yolculuğun sonu, Budizm’de Nirvana, Sufizm’de Fenafillâh mertebeleridir.

Her sabah işyerlerimize giderken, içimizdeki iyiyi de kötüyü de beraberimizde götürürüz. İçimizdeki kötü denetimimizden çıkarsa, etrafa negatif enerji yaymaya başlarız. Kötü tavır ve davranışlar çatışmalara neden olur ve kendi kendini besleyen bir süreç başlar. Ortaya çıkan kötülük herkesi olumsuz etkiler. Bir kişiden yayılan zehir, herkesi zehirler. Bir kişinin olumsuz davranışı, tüm ortamın ahengini bozmaya yeter de artar bile. Kötülük hızla bulaşır.

Bulundukları ortamı zehirleyen çeşitli insan tipleri vardır:

•Kendi ihtiyaçlarını diğerlerinden daha önemli ve acil zanneden “benciller”,
•Kuralların kendileri için değil de diğerleri için koyulmuş olduğunu düşünen “asiler”,
•Sorumluluk üstlenmekten kaçan, sürekli etrafını suçlayan “hamlar”,
•Kendi istedikleri olmayınca sorun çıkaran “huysuzlar”,
•Öfkeli, sivri dilli, saldırgan tavırlı “kavgacılar”,
•İğneleyici ve küçümseyici sözlerle etrafta sürekli negatif bir hava estiren “kibirliler”,
•Hemen her konuda kendi görüşünü herkese kabul ettirmek isteyen “çokbilmişler”,
•Her durumu dramatikleştiren, sürekli sızlanan ve her şeyden şikâyet eden “mızmızlar”,
•Egoları şişkin, kendilerini mükemmel zanneden ”narsistler”,
•Her şeyi kontrol altında tutmaya çalışan ve etrafındaki herkesi bu aşırı kontrolle kasıp kavuran “obsesif-kompulsifler”,
•Her durumda mutlaka olumsuz bir yön bulan “felaket tellalları”.
İçlerindeki kötülüğü zapt edemeyen insanlar hepimizin çevresinde var. Kendilerine yenik düştükleri yetmiyormuş gibi bizi de zehirlerler. Bize kötü günler geçirten onlardır. Onlar hayatın zaten var olan zorluklarını bir kat daha artırırlar. Bulundukları ortamda kamplaşma, kutuplaşma ve çatışma yaratırlar; kendi halinde çalışan insanları tedirgin ederler, şirkete olan bağlarını zayıflatırlar.

İçinde yaşadığımız dönemde çalışanların çoğunluğu ya aklı ve bilgisiyle ya da yaratıcılığıyla katma değer yarattığı için, çalışma ortamını zehirleyenlere karşı duyarlılığımız giderek artıyor. Sorunlu bir insan, bütün bir bölümün moralini bozup, ciddi verim kayıplarına neden olabiliyor. Üretim bandında çalışmadığımız için, “zihin açıklığına ve ruh sağlığına” hiç olmadığı kadar çok ihtiyacımız var.

Bugünün iş ortamlarında, en alt seviyedeki bir çalışanın bile en üst düzeydeki bir yöneticinin gününü mahvetme gücü (!) vardır. Hiyerarşilerin azaldığı, herkesin herkesle ilişkide olduğu günümüz iş ortamlarında kırılganlık, herkese özgü bir özelliktir. Kimse dokunulmaz değildir.

Bir yöneticinin görevi iş ortamında verimliliği sağlamak olduğuna göre, işyerinin esenliğini koruma görevi de vardır. Gergin ilişkiler içinde başarı sağlamak mümkün olmayacağından, bir yöneticinin iş ortamına zehir saçanlara kayıtsız kalma lüksü yoktur.

Drucker, yönetimle teoloji arasında benzerlik kurar ve yönetimin insanların içindeki iyiyi ve kötüyü yönetmekle
ilgili bir iş olduğunu söyler.

Bugünün çalışma ortamlarında, “kötülüğü” önlemek için, eskinin cezalandırma ya da sindirme yöntemleri çalışmıyor. Bu sebeple ben, iş ortamlarında zor insanları yönetmenin, açık yürekli bir diyalogla mümkün olacağına inanıyorum.

Martin Luther King, “Barış çatışmaların yokluğu değil, adaletin varlığıdır”, der. Eğer çatışmalar, lider tarafından
iyi yönetilmez, görmezden gelinir ya da taraf tutularak çözülmeye kalkılırsa, kurumdaki adalet duygusu zedelenir.

Bir yöneticinin görevi, hem “sorunlu” insanları yönetmek hem de onlara rağmen çalışma iklimini pozitif,
yapıcı duyguları ortaya çıkaran bir iklim haline getirmektir.

Benim şahsen son yıllarda bu konuya duyarlılığım çok arttı. Gerek özel hayatımda gerekse iş hayatımda içinde bulunduğum ortamlarda “negatif” tavırlara karşı yüksek bir farkındalık içindeyim. Ne zaman olumsuz bir tavırla karşılaşsam, yaptığım işi durdurup önce söz konusu tavrı yapanın amacını, derdini, sıkıntısının kaynağını anlamaya çalışıyorum. Bunu doğrudan kendisine sorarak yapıyorum. Yapmakta olduğumuz işin akışını durdurup, böyle bir soru sormak kimsenin alışık olduğu bir durum değil. Dolayısıyla çok etkili oluyor. Sorduğum soruyu son derece samimi, kinayesiz, imasız, doğrudan soruyorum.

Bu yöntem çok işe yarıyor. Size de tavsiye ederim. Şeffaflık, açıklık ve yaptıkları tavrı doğrudan kendilerine sormak –suçlamadan sormak- onları problemlerinin gerçek kaynağını araştırmaya ve iletişimlerini daha
pozitif bir eksene taşımaya yönlendiriyor.

Siz de deneyin. Havanızı kirletenlere izin vermeyin.

Ayrıca, çok yakın olduklarıma (beni yanlış anlamayacaklarından emin olduklarıma), içlerindeki olumsuz duyguları yönetemedıklerini açık açık söylüyorum ve biraz hava alıp kendilerine geldikten sonra aramıza katılmalarını istiyorum.

Şurası bir gerçek ki, havamızı zehirleyenler hep olacak. Bizim bunlara rağmen içinde bulunduğumuz ortamları temiz tutmayı başarmamız lazım.

Ben daha enerjik ve yaratıcı ortamlar elde etmenin, olumsuz kişilere rağmen mümkün olabileceğine hatta
değer odaklı iş ortamlarının zaman içinde bu tarz olumsuz kişiler üzerinde de tedavi edici etkiler yaratacağına inanıyorum. Eğer çalışma ortamı değer odaklı bir ortamsa yani kararlar şartlara ve kişilere göre değil ilkelere göre alınıyorsa, sorunlu insanların kendilerini düzeltmeleri ve “olumlu” havaya uyum sağlamaları çok daha kolay olur.

Değer odaklı bir ortamda bile havanızı zehirlemeye devam eden, kendilerini değiştirmeye direnen insanlar varsa size tavsiyem kendinizi onlardan korumanızdır. Bence hemen -eğer mümkünse- insan perhizi yapmaya başlayın.

Kaynak : www.yenibiris.com

17 Şubat 2010 Çarşamba

rağmen ile kadar arasında...tüm olanlar.!!


'BUGÜN YİNE ÇOK GÜZELSİN HAYAT HER ŞEYE RAGMEN...'

Öncelikle şunu kabul edelim, hayat adil değil ama yinede isyan etmeyelim.
Hiçbirimiz,eşit yaratılmadık.Başımıza gelenler de eşit değil.
Önce hayatın adil olmadığını kabul etmeliyiz.

'Guguk Kuşu' filminde Jack Nicholson akıl hastanesinde çok ağır bir mermer havuzu kaldırabileceğine dair diğer hastalarla iddiaya girer. Yüklenir ve havuzu kaldırmaya çalışır, kaldıramaz. Diğer hastalar onunla alay ederken,bir şey söyler:
'Ben en azından denedim'.
Siz gerçekten denediniz mi?
Yoksa pencereden hayatı mı seyrediyorsunuz?
Oysa hayat hepimizin avuçlarının içinde,
Kiminin nasır tutmuş parmaklarında
Kiminin boyalanmış ellerinde,
Ama hayat her zaman avuçlarımızın içinde.
Nasıl istersek, neye karar verirsek hayat orada var.
Güneş, her sabah yeniden doğuyor,YİNE SERVİSLERE BİNİYORUZ bazılarımız okula, bazılarımız işe gidiyor hayat koşturmaca çözümsüz bir bilmece. Gün, her şafakta nice umutlara gebe şekilde ağarıyor ve siz, eğer isterseniz hayatı bir ucundan yakalama şansına sahipsiniz.
Yeter ki gülümseyin.
Yeter ki bu gün benim günüm diyerek kalkın yatağınızdan...

Bu dünyadaki varlığınızın, dostlarınızın var olmasına bağlı olduğunu,
Bazen bir çiçek yada küçük bir tatlı sözle bile kırık bir kalp tamirinin mümkün olduğunu, özür dilemenin, teşekkür etmenin ve şükretmenin 'ERDEM' olduğunu bilin ve ASLA UNUTMAYIN,, Her sabah uyandığınızda 'BUGÜN YİNE ÇOK GÜZELSİN HAYAT.. HER ŞEYE RAGMEN...'diyebilin.

15 Şubat 2010 Pazartesi

kendini tanımayan ne bilsin??


SEVMEKTEN, GÜLÜMSEMEKTEN ve de HEDEFLERİNİZDEN ASLA VAZGEÇMEYİN

Gerçekten hissederek inandığınız her şey, bir gün gerçeğe dönüşür.
Her engel, yaşam koşullarınızı daha iyileştirecek bir fırsattır.

Başarabileceğine inanan kişi; fikirler üretir mazeret değil. Çözümler sunar, problem değil.
Nasıl yapacağını düşünür, niçin yapamayacağını değil. O şartların oluşmasını beklemez,
şartları oluşturmaya çalışır. Fırsatları engel gibi değil, engelleri fırsat gibi görür.

İnanmak bir sihirli değnek değildir. İnanmak, bir kıvılcım; bir ateşlemedir.

İnsan her zaman inançları, özellikle de kendisi hakkındaki inançları ile tutarlı bir şekilde davranır.
İnançlarınız, onlara ters düşen bilgileri süzen bir filtre görevi görürler. Gördüğünüz bir şeye mutlaka
inanıyor olmanız gerekmez, asimda kişi, inanmakta olduğu şeyleri görür. İnanmak üzere karar kıldığınız şeylere ters düşen her türlü bilgiyi reddedersiniz. Bu inançlarınızın veya önyargılarınızın gerçeklere (ya da hayallere) dayanıp-dayanmamasının ise, bu davranışınızın üzerinde hiçbir etkisi yoktur.

Gerçek şu ki, hiç kimse sizden daha iyi ve sizden daha akıllı değildir. Başka insanlar sizden daha büyük işler başarabiliyorlarsa, bunun en büyük nedenlerinden bir tanesi, onların, sahip oldukları doğal yetenekleri
ve becerileri size oranla daha fazla geliştirmiş olmalarıdır. Onlar, özel hayatlarına ve iş hayatlarına büyük bir katkı sağlayan Neden-Sonuç Yasasi'nı sizden daha önce öğrenmiş olan insanlardır. Başka herhangi birisinin yaptığı herhangi bir şeyi sizin de yapmamanız için hiçbir sebep yoktur. Yapmanız gereken tek şey, bunun ne şekilde yapılabileceğini öğrenmektir.

Yaşadığınız her saatin bir dakikasını kendinize ayırın, kendinizi dinleyin, takdir edin ve sevin.
Duygularınızı harekete geçirin, sizi etkileyen her şeyi keşfedin ve peşine düşün. Eylemi başlatacak şey yaşadığınız duygunun ta kendisi, sahip çıkın. Bugün nerdesiniz ve ne yapıyorsunuz? Hangi duygularınız ve seçimleriniz bunu sağladı. İsteklerinizi gerçekleştirmek için, bu istekleri ortaya çıkaran duygularınızı keşfedin, akıl + duygu işbirliği ile seçimlerinizi yapın.

Vazgeçmemek için inanmalısınız, kendinizi adayabilmeniz için inanmalısınız ve kısaca;
başarmak için inanmalısınız!...

SEVMEKTEN, GÜLÜMSEMEKTEN ve de HEDEFLERİNİZDEN ASLA VAZGEÇMEYİN

insan kaynakları yönetiminden ekrem öztürk'e sevgilerimle..!!

12 Şubat 2010 Cuma

sevginin asılını,,, sevgilinin de asilini yaşamanız dileğimle....



Ajda Pekkan (Kim Ne Derse Desin)
Yükleyen barrlass. - Diğer müzik videolarına göz atın.


valentine day....... yani sevgililer günü. olan var olmayan var gerçi:)))) olanların olmayanlarla paylaşamayacağı tek gün:)))

deliye hergün bayram olduğu gibi olmayanlara da hergün 14 şubat. olanların hediye telaşı başlamıştır yine.akşama gidilecek yerler planlanıyordur.bazıları o gün cemil cümleye ilan ederler birlikteliklerini.hayatın içinde bir aktivite işte. gider seyreder döneriz çoğu şakacıktan sevgilileri:)

Valentine kelimesi, Batı medeniyetlerinde hoşlanılan kişi veya sevgili anlamlarında da kullanılırmış.bütün valentinlerime sevgilerimi gönderiyorum buradan:)))araştırdım biraz bugünü.. Kökeni, Roma Katolik Kilisesi'nin inanışına dayanan bu gün, Valentine ismindeki bir din adamının adına ilan edilen bir bayram günü olarak ortaya çıkmış.

Şubat ayı ortasının aşk ile ilişkisi antik çağlara dayanmaktaymış. Antik Yunan takvimlerinde, Ocak ayı ortası ile Şubat ayı ortasının arasında kalan zaman Gamelyon ayı olarak adlandırılmış ve Zeus ile Hera'nın kutsal evliliğine adanmış.

Antik Roma'da 15 Şubat, bereket tanrısı Lupercus'un onuruna, Lupercalia günü olarak kutlanmaktaydı. Bu günde, Lupercus'un din adamları tanrıya keçi kurban ederlerdi. Daha sonra kafalarının üstüne koydukları bir parça keçi derisi ile Lupercus'u simgeleyerek, Roma sokaklarında koşturup, karşılaştıkları herkese dokunurlardı. Genç kızlar gönüllü olarak ileri atılır ve bereket tanrısının dokunuşundan paylarını almaya çabalarlardı. İnanışa göre bu dokunuş sayesinde doğurganlıkları kolaylaşacaktı.

Lupercalia bayramının arifesi olan 14 Şubat'ta genç erkeklerin genç kızların isimleri yazılı kura çekerek bayram boyunca 'çift' olma alışkanlığı vardı. 469'da Papa bu gayri-Hıristiyan bayramını yasaklayarak sadece kura çekilişine izin verdi. Ancak artık kuralarda kızların değil azizlerin isimlerini yazlıydı.

ama artık nüfus patlaması var:))))lupercus'un dokunmasına gerek yok.durup dururken doğurmaya hiç mi hiç gerek yok:))))o gece dışarıya çıkıpta bakınıp, yutkunup, kurtlanıp dönmeye hiç gerek yok!!!aslında sevgiliye mevgiliye de gerek yok:)))))uzun iş.önce bulucaksın,tartıcaksın,alışacaksın.sonra uymayan bir yığın mevzu çıkacak.derdin sevgilin değil,insanlara ne diyeceğin olacak:)))önce hoş sonra bosch gelecek:))) sevgiyi unutup hırs yapacaksın, b planların olacak aaaammannn sende!!!!! deli misin nesin???? arpacık kumrusu gibi düşünmeye gerek var mı? yok anacım hayat güzel.rağmeninden, kadarına kadar güüzeelll..!!!!! en akıllısını aptal eden birşey aşk.otur akıllı akıllı allahını seversen:))

sevgiyle kalın... benden söylemesi..!! lafımı dinlemeyenler ne halt ederseniz edin, salya sümük kapımı çalmayın,açmayacağııımmmm:))))))))))))))

TEOMAN ALPAY.... bu sevgi adamını sevgililer günü öncesinde kaybettik...





Samanyolu Berkant
Yükleyen turkavaz. - İnsan, aile ve arkadaş videolarını keşfedin.

teoman alpay komşumdu. hepimizin diline dolanan o şarkıların sahibi sevgililer günü öncesi aramızdan ayrıldı.o'nun anısına şehirde ne oluyor bilemem. ama kendimi borçlu hissettim.bir sürü büyüğümün anısı var kendisiyle ama yazı o kadar uzun oldu ki bunları yazmaya karar veremedim.ben kendisinin ud sesini dinleyen şanslılardan biriyim....onların arka balkonu ile evim karşılıklıydı. birgün eşinin çok sinirlenip notaları balkondan attığını hatırlıyorum.... bebeklerim bebeklerim diye ağlamaklı sesini de teoman alpay'ın.ruhu şad olsun....kocaman bir miras, arşiv bıraktı. kolay gelmiyor böyle sanatçılar.seni seviyorum teoman amca......

1933′de Çanakkale’de doğdu. İlk ve ortaokulu Çanakkale’de, liseyi Balıkesir’de bitirdi. Ankara Devlet Konservatuarı Kompozisyon Bölümü’nden 1959′da mezun oldu. 1960yılında Ankara Hukuk Fakültesi’ni dışardan bitirdi. 1954′te Basın Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü Radyo Dairesi’ne memur olarak girdi. 1959′da Ankara Radyosu Müzik Yayınları Şefliği’ne getirildi. Daha sonra Erzurum Radyosu Müdürlüğü’ne tayin edildi. En son Çanakkale Devlet Su İşleri’nden emekli oldu.

İlk evliliğini Ankara Devlet Konservatuarı Kompozisyon Bölümü’nde okuyup Basın Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü Radyo Dairesi’nde çalışırken Sabahat Bora ile yaptı.
1957-58 yıllarında Bora isminde bir oğlu, Zerrin adında bir kızı oldu.
Ankara’yı 1965 yılında terk ederek İstanbul’a geldi.
Tiyatrocu ve söz yazarı Aysel Gürel, küçük kızları Müjde ve Mehtap Ar’ın bulundukları eve yerleşti. Manevi babaları, kiracıları oldu. Yedi yıl birlikte yaşadılar.
A. Teoman Alpay bu arada ünlü bestelerini bir bir sıraladı.
12 bestesi halkoyuyla birinci seçilerek ödüller aldı.
Yeşilçam filmlerinde besteleri okundu. Şöhret basamaklarını hızla tırmandı.
Acı tatlı hatıralarını İstanbul’da bırakarak 1977′de babasının ölümü üzerine annesi Zehra Hanım’ın yanına gelerek Çanakkale’de baba ocağına yerleşti.

Biga’da yayınlanan “Birlik” gazetesi sahibi M. Cahit Renda’nın büyük kızı gazeteci Ruhsar Renda ile 1981 Mayıs’ında evlendi. 24 yıl evli kaldılar.
14 Şubat Sevgililer Günü’nde Türk bayrağına sarılı tabutu Çanakkale halkının sevgi ve saygılarıyla belediye hoparlöründen okunan “Samanyolu” bestesi eşliğinde Şehir Mezarlığı’nda ebedi istirahatgâhına uğurlandı.
A. Teoman Alpay “MESAM”‘ın kurucu üyesi, Fransa’daki uluslararası müzik kuruluşu “SACEM”‘in Türkiye’den tek üyesiydi.
A. Teoman Alpay 200′ye yakın bestesiyle unutulmayacaklar arasına girmiştir.

28.Nisan.1984 tarihinde 35. sanat yılını kutlayan Alpay , musikimizde hala güncelliğini koruyan ve uzun yıllarda dillerde düşmeyen bestelere imza attı.
Alpay’ın ‘Nasıl Geçti Habersiz, O Güzelim Yıllarım’ isimli eseri 1972 yılının şarkısı seçilirken, sonraki yıllarda ‘Gökyüzünde Yalnız Gezen Yıldızlar’, ‘Buruk Acı’, ‘Sarmaşık Günleri’ eserleri yine dereceye girdi. 1997’de İstanbul FM dinleyicileri tarafından, Teoman Alpay’ın ‘Kalbimi Kıra Kıra’ isimli eseri, en beğenilen eser seçildi ve Atatürk Kültür Merkezi’nde Altın Plaket Ödülü aldı.
Diyabet hastalığından 22 gün Çanakkale SSK Hastanesi’nde tedavi altına alınan ve bir bacağı kesilen ünlü bestekar Teoman Alpay, 73 yaşındaydı. Durumunun ağırlaşması üzerine, hastanenin yoğun bakım ünitesine kaldırılmıştı."13 Şubat Pazar" sabaha karşı vefat etti.

14 Şubat 2005 günü Alpay’ın cenazesi, SSK Hastanesi’nden alınarak, Necippaşa Camisi’ne getirildi. Sanatçı Sevim Sürer, yazdığı bir şiiri Alpay’ın tabutuna asarak, “Gökyüzünde Yalnız Gezen Yıldızlar’ adlı eseri tam kendisine uygun bir eserdir. Çok yalnızlığını biliyorum. Hayata dertli veda etti, onun için çok üzgünüm. Değerli bir sanatçıydı. Kendisini hastanede ziyaret ettiğim sırada bu dizeleri yazmıştım’ diye konuştu.Şehir mezarlığındaki törenin ardından sanatçı Aydın Çanakkaleli, Alpay’ın son vasiyetini yerine getirerek, mezarı başında klarnet çaldı.

Cenaze törenine, Çanakkale Vali Vekili Yusuf Ziya İnce, AKP Milletvekili İbrahim Köşdere,Belediye Başkan Vekili İbrahim Uyanık, ÇOMÜ Rektörü Prof. Dr. Ramazan Aydın,eşi Ruhsar Alpay ile diğer ilgililer ve vatandaşlar katıldı.

" Samanyolu " şarkısı tartışması.

Önemli ölçüde kaynaklarda Teoman Alpay olarak geçen " Samanyolu " şarkısı bazı kaynaklarda Metin Bükey olarak geçiyor.‘Samanyolu’ şarkısının kime ait olduğu tartışmasına son noktayı Müjde Ar koydu. Samanyolu’nun, annesi Aysel Gürel’in erkek arkadaşı olan Teoman Alpay’ın olduğunu söyleyen Müjde Ar, ‘Şarkının 1960’lı yıllarda bestelenmesinin bizzat tanığıyım’ dedi.
Samanyolu’nun bestecisi konusunun tartışılması üzerine ‘Bana yıllar boyunca babam kadar yakın olan Teoman Ağabey’e vicdani borcumu ödemem gerektiğini hissettim’ diyen Müjde Ar, Samanyolu’nun Teoman Alpay tarafından Fatih Atikali’deki Kurtağa Çeşmesi 28numaralı evlerinde Vezüv marka bir gaz sobasının önünde bestelendiğini söyledi ve bestelenme öyküsünü şöyle anlattı:

‘Annem ve annemin arkadaşı olan Teoman Alpay’la Fatih’teki evde beraber oturuyorduk. Teoman Ağabey bir gün bir İzlanda şarkısı getirdi ve Türkçe söz yazması için anneme okudu.Annem, şarkıya hatırımda kaldığı kadarıyla ‘Sarı Güneş’ gibisinden bir söz yazdı ama Teoman Ağabey beğenmedi. Sonra oturdu, kendisi bir söz yazdı ama bu sözleri İzlanda şarkısına koymaktan vazgeçti ve başka bir eser olarak besteledi. Samanyolu, böyle doğdu. Teoman Ağabey’in şarkıyı, Vezüv marka gaz sobasının önüne taburesini çekerek elindeki udla ve çıplak ayakla bestelemesi hálá gözümün önündedir. Annem, o sırada güftedeki bazı kelimelere karşı çıktı ve ilk mısradaki ‘güneş’i zorla koydurttu’.
Samanyolu’nu ilk dinleyen müzisyenin 1970’lerin sonunda vefat eden ünlü besteci Şekip Ayhan Özışık olduğunu da söyleyen Müjde Ar, şarkının Metin Bükey’in eseri olarak tanınmasının öyküsünü de şöyle anlattı:

‘O yıllarda çok sıkıntı çekiyorduk. Teoman Ağabey, devamlı olarak içiyordu. Teoman Ağabey’in bestelerini bir şişe içki parasına verdiği günler olurdu. Hatta, bazı bestelerinin notasını döverek elinden almışlardı. Annemle bestelerini böyle dağıtması yüzünden sürekli münakaşa ederler, annem akşamları ‘Notalar nerede?’ diye sorardı. Annemle ayrılmalarının sebebi de zaten içkisiydi. Samanyolu’nun notasını da bir gün peçeteye yazıp Metin Bükey’e vermiş. Bükey, şarkının yıllar sonra Avrupa’da da meşhur olması üzerine vicdan azabı çektiğinden olacak, Teoman Ağabey’e arada bir üç kuruş para gönderirdi.

Samanyolu şarkısı bütünleşmiş olan ünlü
solist Berkant ise ;
" 1967’den beri bu tartışma yapılır. Metin Bükey bir gün bana ‘Çok güzel bir parça var, okur musun’ diye sordu. Ama ben ona hiçbir zaman ‘Bu parça sana ait mi’ diye sormadım. Çünkü bana parçayı getiren oydu. Piyanist arkadaşımız Temkin ile biz parçayı beraber hazırladık. Şarkının düzenlemesi ve yorumu bana ait. Yani ortak bir çalışma var aslında ortada. Rahmetli Teoman’ın arkasından konuşmak gibi olmasın ama Metin gitmiş bu şarkıyı noterden üzerine almış. Sonuçta kayıtlarda şarkı Metin Bükey’in üzerine noterden tasdikli olarak gözüküyor. " Samanyolu

ERKAN ÖZERMAN
" Şarkı Teoman Alpay’a aittir. Metin Bükey’in niye Samanyolu’ndan başka şarkısı yok da Alpay’ın
Batı müziği ağırlıklı Samanyolu’na benzer 30’a yakın parçası var. Metin, Türkiye’de üç bilirkişi
bulup parçayı üzerine aldı. İşin en acı yanı ise ‘O Lady Mary’ adlı şarkının söz yazarı olarak plakta
Patricia Carli’nin adının geçmesi. Rahmetli Teoman’ın sırtından çok para kazanan oldu ama
o rakısı ve şarkılarıyla yetindi."

Samanyolu şarkısının temasına bakacak olursak Teoman Alpay 'ın karekterini görmek mümkün oluyor.Zira " Sarmaşık gülleri " , " Buruk Acı " , Kalbimi kıra kıra " ve daha bir çok Teoman Alpay şarkısının karekterine yakın olduğu görülmektedir.Fakat " mühür kimdeyse muhtar odur " sözü ile yola çıkacak olursak Samanyolu ' nun bestecisi belgesi Metin Bükey 'e aittir.Bundan sonrası siz değerlendirin.

TEOMAN ALPAY ŞARKILARI

Bende mâzîden kalan zamanla hatırlanan Acem Kürdl Düyek
En sonunda sen benimsin Acem Kürdl Semâî
KAÇAMAZSIN Acem Kürdl Semâî
Sönmesin ışıklar yüzün görünsün Acem Kürdl Sofyan
Lâleler her yıl açar bak mest-i nâz hep uykuda Buselik Müsemmen
Nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım Hicaz Semâî
Saçının tellerine bütün ömrümü taktım Hicaz Curcuna
At kadehi elinden Hüzzam Düyek
Bağından her güzel bir gül seçerdi Hüzzam Düyek
Böyle mi esecekti son günümde bu rüzgâr Hüzzam Düyek
Çok bekledim akşam seni yollarda vefâsız Hüzzam Semâî
GÖNÜL Hüzzam Düyek
KADIN Hüzzam Yürük Semâî
Sen bezmimizin neş'esi ol gitme bu akşam Hüzzam .
Ah bu sevdâ beni mahvetti perîşân oldum Kürdilihicazkar Curcuna
Tez geçse de her sevgide bin hâtıra vardır Kürdilihicazkar Curcuna
Ayrılmalıyız artık Muhayyer Kürdi Semai
Benim güzel beyaz gülüm Muhayyer Kürdi Semâî
Kalbimi kıra kıra bıraktın bir hatıra Muhayyer Kürdi Semai
Mâzide kaldı büyük aşkımız Muhayyer Kürdi Sofyan
SARMAŞIK GÜLLERİ Muhayyer Kürdi Semâî
Yalnız kalan rûhumun acısı çok derindir Muhayyer Kürdi Semâî
ADA'LI KIZ Nihavend Semâî
Bahar geldi gül açıldı rûhuma neş'e saçıldı Nihavend Semâî
Darıldım artık sana ... Nihavend .
Dün Göztepe'nin neş'eli bir âlemi vardı Nihavend Aksak
Elvedâ İstanbul'um Nihavend Düyek
Gökyüzünde bulut gönlümde bulut Nihavend Düyek
Gün gelir gidersen çok şey istemem Nihavend Düyek
Ömrümde bütün sevgi sona erdi serapla Rast Aksak
Sevmektem kim usanır tadına doyum olmaz Rast Düyek
BURUK ACI Segah Semâî
Farkı yok bir Cennet-âbâd'ın bugün vîrâneden Segah Müsemmen
Saçın yüzüne değse tenini kıskanırım Segah Sofyan
Gözlerinden gönlüme ılık bir bahar indi Suz-nak Semâî
Gittin gideli rûhuma hep gözyaşı doldu Uşşak Aksak

10 Şubat 2010 Çarşamba

ufaktan başlamak:)))) küçük deyip geçmeyin..!!


En iyi şeyler küçük çıkınlarda taşınırmış...



Küçük bir beden, çoğu kez büyük bir ruha yataklık edermiş.

-Ufak balıklar daha lezzetli olurmuş.
-Ateşe küçük odunlar atılırsa alevler artarmış, büyük odunlar alevi söndürebilirmiş.
-Her küçük şey mutlaka bir işe yararmış.
-Sağanak dediğimiz, küçük damlalardan ibaretmiş.
-Ufacık bir yağmur,kocaman bir toz bulutunu yok edebilirmiş.
-Muazzam bir aydınlık, küçük bir delikten görünebilirmiş.
-Küçük bir saman çöpü, rüzgarın yönünü gösterebilirmiş.
-Bütün bir hasat,bir kıvılcım yüzünden elden gidebilirmiş..
-Büyük bir geminin batmasına, küçük bir delik yetermiş.
-Çok veren malından, az veren canından verirmiş.
-Yükte hafif olmak, pahada ağır olmaya engel değilmiş.
-Deve büyükmüş ama ot yermiş, şahin küçükmüş ama et yermiş.
-İnsan küçük bir adama iyiliği dokunduğu zaman cömertliği öğrenebilirmiş. Büyük adama iyilik ederse öğreneceği şey, ızdırap olurmuş.
-Büyük makinaları küçük çarklar çalıştırırmış.
-Büyük adamın büyüklüğü devam ediyorsa bunun sebebi; onun küçük adamlara gösterdiği özenmiş.
-Bazen büyük bir aşşkı başlatan, küçük bir gülümseme imiş.
-Büyük yazıları yazmak için küçük noktalar, virgüller gerekirmiş.
-Büyük olaylar kolay unutulsa bile, sevdiğinle geçen küçük an'lar unutulmazmış.
-Simite lezzetini veren küçük bir susam tanesi imiş.
-Ulu bir çınarın veremediği kokuyu,küçük bir papatya verebilirmiş.
-Büyük paralara alınan hediyelerin sağlamadığı mutluluğu, küçük bir bakış sağlayabilirmiş.
-Küçük sevinçleri bilmeyenler, büyük keyifler yaşayamazmış.


Öyleyse 'küçük' deyip geçmeden önce, ne kadar 'büyük' sonuçlara varabileceğini düşünelim. Küçük bir damlayı, bir gülümsemeyi, noktayı, virgülü, bir ağacın dibinde biten gülü, bir susam tanesini, sevgilinin sesini hafife almayalım. Küçük dediklerimizin aslında ne kadar büyük olabileceklerini, onların yokluğunu beklemeden fark edelim. Çünkü yanımızdayken değerini bilmediğimizi, bildiğimizde bulamayabiliriz.


Çıkınınızda; küçük bir gülümseme, bir yağmur damlası, bir papatyanın kokusu, üç noktanız, unutulmaz küçük bir anınız hep olsun. Küçük de olsa varsın olsun. Çünkü o küçük çıkınlar nasılsa bir gün, büyük denkler olacaktır. Yeter ki, sabretmeyi ve biriktirmeyi bilelim küçük küçük....


Ahi Evran Üniversitesi Öğrenci Topluluğu'ndan betül aykan'a teşekkür ederim..:))

7 Şubat 2010 Pazar

aslında biliyorsun sende..!!!! sadece söylemen gerek.........







herkesin olduğu, yani olgunluğa ulaştığı ayrı ayrı konu,mevki,alan vardır. en olan yani olgunlaşan newton'un elması gibi yere düşer. birilerine de yer çekimini buldurur. burda yıllardır olgunlaşanlar yere mi düşer..?? düşse bile birine yine mi faydalıdır?? o binlerce meyvadan biridir de diğeri nası mucit olmuştur?? hadi mucitte olsun. bulan bilen gören de olsun.... elma olmanın saklanamayacak, çürüyecek birşey oluşunun günahı nerdedir? ben newton'u elmasıyla isterim....:)) oysa vesile olan elmayı adıyla bildik. hacmiyle göremedik işte...sadece bu elmanın düştüğü yer bilinmekte Cambridge'deki Botanik bahçesi...

sistem böyle...buldum ben:))) genel birşey elma...yere zaten hep düşüyordu... ama özel biri ki bu newton...bunu diğer görenlerden değil, düşünen, anlayanlardan ve söyleyenlerden oldu.!!!! elma güme gitti olsuuuuunn,,, insanlık faydalandı:) bunu duyan diğerleri bundan nasıl faydalanabiliriz kısmını düşünüp o düşünceye hizmet ettiler. bu çekim yasasından ürettiler...!!

yani acaba keşfedilecek daha da birşey var mı??

yani aslında zaten olan,olup da herkesin bakıp geçtiği, düşünmediği, ya da düşündüğünü söylemeyen kaç newton da ölüp gitmiştir aslında..

birşeyler yapmak lazım.... belki yeniden gözden geçirmek kadar basittir:))))

dünya yüzyıllardan beri var, dolayısı ile sanki geriye keşfedilecek birşey kalmamış gibi görünüyor.herşey bulunmuş,yapılmış söylenmiş midir ki????? bu yüzden mi düşünmeye üşenir olduk ki???? ya da artık duygusal bazda düşünüyoruz sadece. düşünceye işkence de denilebilir. düşünceleri süründürme hatta:)))

pisagor'da düşünmüş dünyanın yuvarlaklığını. okulunda da okutmuş hatta. düşünsenize.... düşünürken dünya yuvarlaktır diyorsunuz:))))) galilei' de savunmuş aynı düşünceyi ve bu yüzden yargılanmış. bunu ispatlayan ferdinand macellan olmuş. atlamış gemisine geze geze hem değişik hayvanlar görmüş,lamalar ve penguenler olarak. değişik insanlar tanımış filipinleri gören ilk avrupalı olmuş. gezisinide tamamlayamadan ölmüş aslında. gemi yolculuğa devam etmiş. Macellan ile yaptığı birçok yolculukla dünyayı tam anlamıyla dolaşmış ilk kişi Enrique olmuş.ama fikir ve başlangıç macellan'ın olduğundan onun adını bile duymadık. yani bu şey gibi....hani küçükken büyüklerimiz bize yapardı,,buraya bir kuş koonnmmuşş,bu tutmuş,bu temizlemiişş,bu pişirmiişşş,bu yemiişş,, bu daaaaa hani bana hani bana demiişşş:)) pisagor,galilei ve macellan'ın hikayesi buna benziyor.eskiden insanların oyalanacak birşeyi mi yokmuş yoksa bir şeyi düşünmeye başladıklarında yarım bırakmaz sabır ve sebatla peşine mi düşerlermiş?? newton'un ki en pratik olanı.... ağacın altında yan gelip yatarken patdadanak kafana elma düşüyor:)))) biz olsak kızarız. elmaya söylene söylene gideriz. yapmayacağız işte böyle şeyler. herşeyden anlam çıkarmak lazım.. düşünün efendillerrrr:)))) bizden neden mucit olmasın canımm???? kör gözümüzle bir de başka taraftan bakıyoruz dünyaya.
bir de Kristof Kolomb var. Amerika'yı keşfetmemiş sadece buranın hint adaları olduğunu sanıp böyle bir kıtanın varlığını dünyaya duyurmuş. Ancak keşfettiği yerin yeni bir kıta olduğunu anlayamadan ölmüştür. bakın şu işeee!!!!! bu da bir iş yapmış ama ne yaptığını anlayamadan mefta olmuş:))) diyorum ya türlü türlü dünya halleri.

kimbilir bizler anlayamadan neler neler yapıyoruz.? ama bizim yaptıklarımız yıllar sonra birşeylere ışık tutmadığı gibi karanlıklarda kaybolup gidiyorlar....o zaman bilerek yapalım, düşünelim. düşünmeyi düşünmekle başlayalım.nasıl olsa oluyor bitiyor yok. bak adamlar zaten olup bitenlerden neler buluyorlar.....!!! bunların arasında neden hiç kadın yok ki ayrıca kafama takıldı:))) bundan da türlü türlü anlam çıkarabilirim. yani ben düşünüyorum. kafayı yemek gibi değil bu:))))) beni düşündürttüren birşeyi yer miyim hiççç????

arşimet'i de unutmadım bu arada. o da zaten hep var olan birşeyi gördüğünde, hem düşünüp hem söyleyenlerden. banyoda suyun üzerinde duran tas..!!!! dediğiii bbulldduummm buulldduummm...!!!! yaptığını ise hepimiz biliyoruz:)) yer çekimi ve suyun kaldırma kuvveti... biri çekiyor diğeri itiyor.. ters orantı var dünyada. bunu da ben buldum:))) buldum da bulmasına kime söylesem acaba. demek ki o zamanlar dünyada az insan olduğu için herkesler duyuyormuş...:))

işte böyleee. diyeceğim şu ki; şaka bir yana, bu enteresan dünyada muhakkak görülmemiş, düşünülmemiş,söylenmemiş bir şeyler kalmıştır. kalmadıysa da yeni oluşmuştur. dünya hali bu..!!!! bakınalım....,kulak kabartalım...,esinlenelim...,düşünelim... aslında bakmayalım görelim, duymayalım dinleyelim,düşünmeklede bitmez algılayalım,farkındalığımızı arttıralım. FARKINA VARALIM..!!!!

SEVGİYLE KALIN..,HOŞÇAKALIN:))

GÜNÜN ŞARKILARI: o ağacın altını şimdi hatırlar mısın? (newton)
: dünya dönüyor sen ne dersen de (galilei)
:çıplak çıkarım bayrama:)) (arşimet)

NOTRİKA: düşünce gezginlerinin gezegenleri farklıdır, dünyalılara anlatılmaz:))

4 Şubat 2010 Perşembe

ansızın..., ansızlığımın NOTRİKAları:))))))



***mülteci isteklerini bastırıyorsa, müebbet korkuların..kendinden firar et..!!

***kimbilir daha kaç yağmurda, kaç anı birikecek gönlümün çukurunda...?

***bunca yağmurlar yağdı...,,, benim aklımda hep o yağmur kaldı:)))

***saydım,saydım hep saydım arşınladığım yolları..oysa önümde ne kadar var deyip tedarikli olsaymışım ya...yorgunluklara..

***herkes üretir...,, kimi pazarda bile satılmaz,, kimi müzede korunur.!!

***koca çınarda yaprak olmak..!! biri dökülmüş önemli mi yeşerdi bile yenisi:))

***genele uyarsam, özel olamam ki..!!!

***içinde, kötü de olsa bir İLK'i barındıran herşeyin adı AŞK'tır:))

***içine atma.. içinden at..!!

***büyüklerin kapısı kapalıdır..,neden?? küçükler yanlış anlasın istenmediğinden:))

***beni hep anlayandan da çok korkarım ben:)))

***sana güzel bakmayana..GÖRÜNME..

*** bilinmeden kalabilmekde güzel...,, muamma olmazsan eğer..!!

***ermişlik giyinmişsin bir sürü çıplağın arasında sennn!!!!

***kural yok ama tarz var müşkülpesent arzularımda..:))

*** gayretli ilişkiler yaşamak lazım derken, harçlığını altın semere yatır demedim:))

***gözümü açtığımda görememekde var..topal eşşeğimi:))

***büyütünce ne yapacağım diktiğim cevizleri??kırmak için çok yaşlı olmaz mıyım??

***idrak ettiğinde, isyan etmezsin. ya da idrak rüzgar olur, isyanının yönünü değiştirmeye..!

***darboğazda ol...,,, boşboğaz olma...!!! ( tüm dardanel yaşayanlarına)

not defterimden gece yarısı notlarım.... NOTRİKA onun adı:))))bencelerin yanyana gelmiş hali kısaca..

sevgiler.....

3 Şubat 2010 Çarşamba

düşünen yok ki yaratsın..!!!! belki bu işe yarar:))))


YARATICI BİÇİMDE DÜŞÜNMENİN YOLLARI

1. Yapabileceğinize inanın: Bir şeyin yapılabileceğine inandığınızda aklınız onu yapmanın çözüm yollarını bulacaktır. Bir çözüme inanmak o çözümün yolunu açar.”İmkansız”, “işe yaramaz”, “yapamam”, “denemeye değmez” laflarını düşünme ve konuşma sözcüklerinizden çıkarın.

2. Geleneklerin aklınızı dondurmasına izin vermeyin: Yeni fikirlere açık olun. Denemeci olun. Yeni yaklaşımları deneyin. Yaptığınız herşey ilerleyici olsun.

3. Kendinize hergün şunu sorun: “Daha iyi nasıl yapabilirim?” Kişisel gelişimin sınırı yoktur. Kendinize “Daha iyi nasıl yapabilirim?” diye sorduğunuzda işe yarar cevaplar belirecektir. Deneyin, göreceksiniz.

4. Kendinize sorun: “Daha çok nasıl yapabilirim?” Kapasite aklın o anki durumuna bağlıdır. Kendinize bu soruyu sorduğunuzda aklınızı pratik yollar bulmaya itmiş olursunuz.

5. Sormayı ve dinlemeyi öğrenin: Sorun ve dinleyin; böylece parlak kararlara ulaşmak için gerekli hammaddeyi elde edeceksiniz. Unutmayın: Büyük insanlar dinlemeyi, küçük insanlar konuşmayı tekellerine alırlar.

6. Zihninizi genişletin: Kıvılcımlara açık olun. Sizde yeni düşünceler üretmede ya da işleri yapmak için yeni çözümler bulmanızda yardımcı olacak kişilerle ilişki kurun. Farklı meslek dalları ve ilgi alanlarında insanlarla biraraya gelin.

Dr.David J.Schwartz ©

Kaynak: “Büyük Düşünmenin Büyüsü”

http://www.facebook.com/inbox/?ref=mb#!/group.php?gid=8543727417 (bu gruba üye olmanızı öneririm) ekrem öztürk'e teşekkürler

1 Şubat 2010 Pazartesi

MUTLULUK VARILACAK YER DEĞİL , YOLCULUĞUN KENDİSİDİR


MUTLULUK VARILACAK YER DEĞİL , YOLCULUĞUN KENDİSİDİR

Baron Edouard-Jean Empain 1970’lerde dünyanın en mutlu insanlarından biriydi. Fransa’nın en zengin ailelerinden birine mensup başarılı bir işadamı, sosyetenin ve medyanın gözbebeği, burnu havada,
küstah bir aristokrattı. (Galiba Belçikalı idi, ama Fransa’da yaşıyordu.)

Sonra 1978’de birgün, teroristler tarafından kaçırıldı. Küçük parmağını kesip ailesine gönderdiler. Kendini beğenmiş baronun, salya sümük ağlarken, kendini kaçıranlara yalvarırken çekilmiş video kasedini basına dağıttılar.

Fidye ödendi, Baron serbest kaldı. Ama karısı, çocuklarını alıp gitti. Baron iflas etti.
İnsan içine çıkamaz hale geldi. Hayatı yıkıldı.

*

Bu olaydan yıllar sonra, 1993’te, VSD adlı bir dergi, bir zamanların bu gözde milyarderini bulup,
röportaj yaptı. Empain, gazeteciye şöyle diyordu:

"İkinci bir hayat yaşadığım için çok şanslıyım.

Artık çok farklı bir insanım.

Evet, kaçırılmak ve hayatımın yıkılması belki benim için iyi oldu aslında.

Eskiden, iyi şeylerin hep ileride olduğunu düşünürdüm.

Hep, bir şeylerin peşinden koşar dururdum.

Ertesi günkü bir randevu, iki ay sonraki yönetim kurulu toplantısı...

Yaşadığım anı fark etmiyordum bile.

Artık geleceğim yok, bugünüm var, şimdim var.

Geçen her saat güzel, keyifli.

Yaşım 56, bundan sonra değişecek değilim.

Kendi kendime soru da sormuyorum.

Neysem kabulüm, oyum.

Sonra ? Sonrası yok.

Ama yaşamaktan zevk alıyorum, her anın tadını çıkarıyorum.

Nihayet bir bilge oldum galiba...

Mutluluk denilen şey, belki de budur !"

Mutluluk varılacak yer değil, yolculuğun kendisidir...

www.yenibiris.com/HurriyetIK


http://www.facebook.com/home.php?#/group.php?gid=8543727417 insan kaynakları yönetiminden sevgili ekrem öztürk'e teşekkürler..
Bu gadget'ta bir hata oluştu